Antikalar E-posta Listesi

Türk Sanat Piyasasından haberdar olmak için, en güncel müzayedeleri takip etmek için lütfen eposta listemize üye olun.

         

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

İbrahim Çallı

Taha Toros

Sanat dünyamızda eşsiz eserleri kadar nükteleri ile de tanınan İbrahim Çallı hakkında en doğru bilgiler ünlü sanat tarihçimiz Celal Esad Arseven'in kitaplarında yer almaktadır. Esasen bu konuda yayınlanan eserlere de bu bilgiler kaynak teşkil etmektedir. Celal Esad hem şahsen Çallı'nın dostu, hem Akademi'de ilk defa Şehircilik kürsüsü açtıran ve yöneten kişidir. Çallı'nın resmi ve özel hayatına dair geniş bilgileri olan Arseven, Türk Sanatı Tarihi'nin III. Cildi'nde Çallı'yı şöyle anlatır: 

"Çallı İbrahim 1882'de İzmir'in bir kazası olan Çal kasabasında doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptıktan sonra İstanbul'a gelmiş, uzun süre geçim sıkıntısı içinde yaşadıktan sonra mahkeme katipliğine başlamıştır. 

Şeker Ahmed Paşa'nın teşvik ve yardımıyla 1906 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ne giren Çallı, 1910 yılında Maarif Nezareti'nin açtığı yarışmayı birincilikle kazanarak diğer arkadaşlarıyla beraber devlet tarafından resim öğrenimi için Paris'e gönderilmiş, orada Ecole Nationale de Beaux-Arts'da Fernand Cormon'un atölyesinde dört sene çalıştıktan sonra Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine 1914 yılında İstanbul'a dönmüş ve Sanayi-i Nefise Mektebi'ne hoca olarak girmiştir.

Çallı ilk resimlerinde bile büyük bir yeteneği olduğunu göstermişti. Gayet zeki ve hoşsohbet olan sanatçının çok özel bir karakteri vardı. Resimlerinde de açıkça görülen bu özellik arkadaşları ve halk arasında ona seçkin bir mevki kazandırmıştı. 

1920 yılında gittiği Münih'ten dönüşünde biraz ekspresyonizme eğilim göstermişse de zevkine en uygun akım empresyonizme bağlanmış ve öğrencilerine izlenimci resmi aşılamıştır.

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

Veliaht Abdülmecid Efendi Şişli Atölyesi'nde Çallı ve diğer sanatçılarla birlikte. (Soldan sağa : Ali Sami Boyar, Ali Cemal Benim, Namık İsmail, Abdülmecid Efendi, Çallı İbrahim, Hikmet Onat, Sami Yetik, Ruhi Arel) 

essam Zeki İzer; 'Fransa'da Rouault ve Matisse ne ise Çallı da Türkiye'de aynı rolü oynamıştır.' demektedir. Çallı izlenimcilik ve modern resmin Türkiye'de yayılmasında başlıca etken olmuştur. 

1926'da Modernler Paris Akademisi'nde istihza ile karşılandığında İstanbul'da Akademi'de Çallı'nın atölyesinde bu yeni tarz ciddiyetle ele alınmaktaydı. Çallı, peyzajda olduğu kadar cansız tabiat (natürmort) ve portrede de ışık gölge konusunda uzmandı. 

Çallı yaradılıştan büyük bir sanat duygusuna sahipti. Genel kültürü olmamasına karşın, büyük bir filozof kadar hayatın gerçeklerini kavramış, tabiatın güzelliklerine aşık bir sanatçıydı. Toplantılarda en çok onun sesi duyulur, kimseden çekinmez ve düşündüklerini açıkça söylerdi. İlk zamanlar karşı çıktığı modern sanata, daha sonraları yakın davranmış, hatta bazı eserlerinde (Mevleviler tablosunda olduğu gibi) bu konuda bir eğilim göstermiştir. 

Sürekli bir sanat heyecanı içinde yaşayan Çallı, bu heyecanı kamçılamak için rakıya baş vurur, ancak çok içmesine rağmen sarhoş olmazdı. 

Tartışmayı çok sever, düşüncelerini kabul ettirmek için çok uğraşırdı. İsyankar bir yaradılışı vardı. Yaşamında daima bir bohem çeşnisi görülürdü." 

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

Çallı'nın Paris'te eğitimi sırasında okuduğu okul ve çalıştığı atölyeye en yakın kahve. Çallı bütün gününü Rue Jacques-Collot sokağındaki bu kafede geçridiği için arkadaşları buraya "Çallı'nın Meyhanesi" adını takmışlardı.

1917'de Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın savaş ve kahramanlık resimleri yapılması için Şişli'de açtığı atölyede yapılan tabloların halka gösterildiği sergide Çallı'nın da "Boğalı Kadın", "Topçu Mevzi Alırken", "Yaralı", "Siperde Sabah", "Çadır Önünde", ve "Subay" isimli resimleri yer aldı. Bu resimler 1918 yılında Viyana ve Berlin'de de sergilendi.

Galatasaray Sultanisi'nde ilk kez 1919 yılında başlayan ve beş yıl ardı ardına düzenlenen sergilerden 1919 yılının Temmuz ayının 24'üne rastlayan perşembe günü açılan resim sergisi, sanat tarihimizde önemli bir aşamanın örneğini oluşturmuştur. O yıldan önce açılmış bulunan sergiler bunun kadar yaygın bir şöhrete kavuşmamıştı, bunun kadar çok sanatçının çok sayıda eserini kapsamıyordu. Resim tarihimizde ilk defa bu sergi haklı bir yankı uyandırmıştı. 

Galatasaray Sergisi, özellikle o günün basını aracılığıyla topluma yansıtılmıştır. Bu yüzden yoğun şekilde izlendi. Serginin önemi, o dönemin kalburüstü ressamlarının katılımıyla yapılmış olmasından kaynaklanıyordu. İlk defa bütün ressamların çok sayıda tabloları batı galerilerinde olduğu gibi düzenli bir biçimde sergilenmekteydi. Bu ressamlar arasında tek kadın sanatçı Nevzat Hanım'ın bulunması da ilgi çekiciydi. Dönemin önemli gazetecilerinden İstiklal, 25 Temmuz 1919 günlü 211. sayısında sergi hakkında İstanbul halkına geniş bilgi vermekteydi. Sergi, bundan öncekilerde pek rastlanmayan biçimde, değişik eleştirilerle haklı bir ilgi topladı. Başta o dönemde Veliaht (padişah adayı) olan, Ressam Abdülmecid Efendi ile dönemin edebiyatçılarından ve resim sanatı hakkında bilgileriyle tanınan Saffeti Ziya ile Asaf Muammer tarafından bilinçli bir ağırlıkta eleştirildi.

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

Cemal Nadir Güler'in çizgisiyle Çallı

Abdülmecid Efendi, sergiyi gezdikten sonra kendi el yazısı ile Çallı İbrahim'in eserleri hakkında görüşlerini (bugünkü dile göre sadeleştirip özetlenmiş haliyle) şöyle dile getiriyordu: 

"Çallı, sanatına hakim, sanatta doruğa ulaşmış bir ressamdır. Güçlü çizgisi, renkleri ile her ayrıntıda yeteneğini, değerini gösterebilen bir sanatçıdır. 

Eserlerine gelince: İbrahim Bey'in eserleri olduğuna inanmak mümkün değildir. Acaba bu eserleri İbrahim Bey mecburen mi yaptı? Yoksa bir iki günde bir eser ortaya çıkarmak zorunda mıdır? Herhalde bu bizim için anlaşılması zor bir olay . 

'Adadaki İki Hemşire'yi alalım. Bu iki hemşirenin atölyede poz verdikleri anlaşılıyor. Adanın güzel havasından habersizler. Ada mavi, bunlar sarı. Acaba bu genç, güzel hanımlar çevrelerinden etkilenmemek mi istemişler? Bu hanımlar kalıplarına hakim olsalar bile tabiatın kanununu değiştirmeliler mi?

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

PTT'nin İbrahim Çallı'nın doğumunun 100. yılı dolayısıyla 1982'de çıkardığı özel zarf ve pulları

'Zeybekler' tablosuna gelince: Ressam hiç emek sarf etmeden yapmış. Gerçekte yeteneğine o kadar çok güvenmiş ki, biraz gayret göstermeye bile gerek görmemiş. 

Sanılıyor ki, sanat ihmal edilmiş ve ressam başka emeller, başka meşguliyetler arkasından koşuyor. Sanılıyor ki, bu resimler yorgun zamanlarında aradan çıkıyor. 

Ortada oynayan kız, sanki hareket etmeden oynuyor. Yanan kandil, en zayıf ümitler kadar bile yansıtılmıyor. Seyirci Efeler de aynı tarzda. Halbuki milletimizin Aydın'ın felaketleriyle üzgün bulunduğu şu sırada bu levha, daha elemli veya daha ateşli gösterilmeliydi. 

Ama biraz şiddetli olan bu eleştirimiz, sanatkarımıza karşı hüsnüniyetimiz ve kendilerinden pek büyük eserler beklediğimiz anlamına alınmalıdır." 

Asaf Muammer Bey'in, İstiklal Gazetesi'nin 21 Ağustos 1919 tarihli sayısında yer alan eleştiri yazısının bir bölümü işgal altındaki İstanbul'da uygulanan sansüre takıldığından yayında yer alamadı. Yayında yer alan eleştirilerde ressamlarımızın tümünün eserlerinde kompozisyon hatalarına değinildi. İçlerinde manzarada tek beğenilen ressam Hikmet Bey'di. Portrede, Çallı ve Feyhaman önde geliyordu. Bu sanatçıların eserlerine yüzer lira değer biçilmesine rağmen, insafsız alıcıların, bunları ellişer liraya kapattıklarına da değinilmekteydi.

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

İbrahim Çallı resmin her janrında çalıştı. Fırçasını natürmort, manzara, nü ve portrelerde ustalıkla kullandı. Resimde yağlıboyayı tercih etti. Suluboyalı, karakalemli resimleri pek nadirdir. Bunları sanat için değil, kendi zevki için yapardı. Çallı'nın kendi kaleminden fesli gençlik resmi

Galatasaray Sergisi'nin geniş şekilde ve tablolardan örnekler verilerek yayınlanan bir eleştirisi o dönemin sanat ağırlıklı bir dergisi olan İnci'nin 1 Eylül 1919 tarihli sekizinci sayısında yer aldı. Bu tanıtma yazısı içerisinde kullanılan dört tablodan ikisi Çallı İbrahim'e, biri Feyhaman'a, biri Namık İsmail'e aitti. Sergide Çallı İbrahim'in "Zeybek Oyunları" ile "Sürme Çeken Kadın"ı en beğenilen tablolardandı. 

Galatasaray Lisesi Salonları'ndaki sergilerden, 1921 tarihlisine altı tablo ile katılan Çallı, 1922'deki sergiye de; "Mehtap Avcıları", "Bir Kadın", "Fırsat Bekleyen Kadın", "Hünkar Suyu'nda Bir Gezinti", "Ata", "Portre" ve iki adet "Nü" tablo ile katıldı. 

1922 yılında Çemberlitaş Osmanbey Basımevi'nde Mehmet Ruhi ve İhsan Bey tarafından devrin İstanbul Valisi Ali Haydar Bey'in desteği ile kurulan resim atölyesinin en gözde öğretmeni de Çallı İbrahim idi. 1923 yılında Türk Ressamlar Cemiyeti'nin Ankara Türkocağı'nda açılan sergisinde de Çallı; ""Maltepe Sahilinde Sabah", "Adada Sabah Gezintisi", "Aydın'da Harabeler Ortasında", "Dolmabahçe Camii" tabloları ile yer aldı. 

Strasbourg'da 13 Mayıs 1925'de açılan "1925 Avrupası Resim Sergisi"ne Çallı İbrahim'in Mevleviler serisinden bir eseri kabul edildi. Çallı'nın Mevleviler'i ifade gücü ve anlatım tekniği bakımından ekspresyonist açıdan değerlendirilerek, o grup sanatçıların eserleri arasında sergilendi. 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca Lakabı olan Çallı'yı soyadı olarak alan sanatçının adı İbrahim Çallı oldu.

Türk ressamlarının devlet tarafından gruplar halinde Anadolu'ya gönderildiği 1938-43 döneminde Çallı İstanbul dışına çıkmadı. 1942 yılında yurt gezisine gönderilen ressamların sergisine İstanbul'dan yaptığı resimlerle katıldı. Bu resimler Halkevleri'nin onuncu Kuruluş Yıldönümü nedeniyle aynı yıl Ankara'da da sergilendi. 

Çallı 1939'dan itibaren düzenlenmeye başlanan Devlet Sergilerine daha çok peyzaj ve natürmort tabloları ile katıldı. 

Çallı, Fransa'da ki öğrenim yılları dışında bir kez Almanya'ya bir kez de Moskova'da düzenlenen "Çağdaş Türk Resmi Sergisi" nedeniyle Sovyet Rusya'ya gitmişti. Dönemin sanat hamilerinden olan Salah Cimcoz ile Moskova'ya gönderildiğinde her ikisi birlikte, dört dörtlük esprileriyle yanlarındakileri kahkahalara boğmuşlardı. Moskova'daki sergide devlet siparişi olan "Yunan Esirleri" ve "Trikopis'in Esareti" adlı tabloları ile "Atatürk Portresi" büyük övgü almıştı.

Akademi'deki hocalığı altmış beş yaşını doldurması nedeniyle, 13 Temmuz 1947 tarihinde sona eren Çallı'nın emekliliğinde Akademi Müdürlüğü bir atölyeye "Çallı Atölyesi" adını verdi, üstada istediği zaman atölyeye gelerek, öğrencilerle ilgilenebileceğini bildirdi, ayrıca iddialı bir katalog hazırlandı. Katalogun başına, Çallı'nın Atatürk ve İnönü portreleri ve öğrencileri ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı, İstanbul Resim Heykel Müzesi'nde bulunan dört tablosu; "Milli Mücadele'de Topçular", "Mevleviler", "Manolyalar", "Çıplak"ın fotoğraflarına yer verildi. Katalogda, Léopold Levy başta olmak üzere, Çallı'nın yakın arkadaşlarının, akademide hocalık yapan öğrencilerinin, sanat yazarı ve düşünürlerin Çallı ile ilgili yazıları yer aldı.

Çallı ve Feyhaman, Türkiye'de en çok eser vermiş olan eşsiz iki sanatkardırlar. İstanbul'da resme meraklı ailelerin çoğunda birer Çallı vardır. Türkiye'nin en büyük koleksiyoneri olan Kemal Erhan'da çok sayıda Çallı tablosu bulunmaktaydı. 

Cemil Uybadın ile Salah Cimcoz, kalpleri sanat sevgisiyle dolu, sanatçıları koruyan kişilerdi. Bunların evleri Çallı'nın tablolarıyla doluydu. Ama Çallı'nın çok sayıda eseri en yakını olan Belma Hanım'daydı. Dünya güzelimiz Keriman Halis de Çallı'nın fırçasında bir kez daha yaşatılmıştı. 

Çallı'nın ölümünden önce son çalıştığı tablo, Yahya Kemal'in portresidir. Yaş haddi sebebiyle emekli olması dolayısıyla basında yer alan sayısız yazı gibi, ölümü ardından da sanat dünyasının büyük kaybını dile getiren pek çok yazı yayımlandı. 22 Mayıs 1960'da kaybettiğimiz sanatçı Merkez Efendi Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Normal
0




false
false
false

EN-US
JA
X-NONE

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
<w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
LatentStyleCount="276">
<w:LsdE…

Atatürk portresi. Atatürk'ün 110. doğum yıldönümü nedeniyle kart olarak basılmıştır. (Erol Abiral koleksiyonundan)

ATATÜRKÜN HUZURUNDA ÇALLI

İbrahim Çallı'nın devlet adamlarından yakın bir dostu da Tekirdağ milletvekili, Atatürk'ün silah arkadaşı, İçişleri Bakanı Cemil Uybadın'dı. Sanatçımızın Çankaya ile tanışmasını o sağlamıştı. Her milletin başkalarına ait portreleri resmi dairelerine asılırdı. Bu geleneğin, cumhuriyetin ilanından sonra bizde de geliştirilmesi Maarif Vekaleti'nce arzu ediliyordu. O güne kadar Atatürk'ün değişik fotoğrafları, genellikle özel fotoğrafçısı Hamdi Bey tarafından, daha sonra Ankara'ya Cumhurbaşkanlığı fotoğrafçısı olarak çağrılan Ferit İbrahim tarafından çekilip büyütülerek resmi dairelere asılmaktaydı. Ancak, milletlerarası geleneğe uyarak Atatürk'ün ressamlar tarafından portresinin yapılması düşüncesi gelişti. Bu konu, aynı zamanda bir fotoğraf sanatçısı olan Atatürk'ün silah arkadaşı, daha sonra Cumhuriyet Dönemi'nin İçişleri Bakanı olan Cemil Uybadın tarafından Cumhurbaşkanı'na iletildi.

Mustafa Kemal, I. Dünya Savaşı sonunda Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya'ya gitmişti. Berlin'e varıldığının ertesi gününden itibaren Mustafa Kemal, Askeri Müze'yi gezmeye başladı. Oradaki portrelere ve savaş sahnelerine hayran oldu. Bunların yapımcısı ve o sırada Berlin Güzel Sanatlar Akademisi direktörü olan Arthur Kampf'ın eserleri hafızasında derin izler bırakmıştı. Kendi portresinin bir ressam tarafından yapılıp, Türkiye'nin her köşesine dağıtılması düşüncesini olumlu karşılayan Mustafa Kemal, bunun için Berlin'de gördüğü portrelerin ressamını hatırladı. Bu ressam Türkiye'ye davet edildi. Ankara'da Mustafa Kemal'in üç portresini yaptı. Bu portrelerin biri hemen her gün Çankaya Köşkü'nde yapılan kabullerde ve konuşmalarda, arkada fonda görülen, arkasında Türk bayrağı olan Mustafa Kemal portresidir. Ama ressamın biri at üstünde, diğeri mareşal kıyafetiyle ayakta yaptığı portreler herkesçe bilinmektedir. Ancak Çallı'ya göre buradaki Atatürk'ün bacakları vücudu ile mütenasip değildir. Bu ünlü Alman ressamı I. Dünya Savaşı'nda, kısa bir süre, İstanbul'a da gelip bazı tipler çizmiştir. Resim öğrenimini Berlin'de yapan iki ünlü Türk ressamı, Fikret Mualla ve Hale Asaf da bu ünlü resim profesörünün öğrencileriydi. 

Arthur Kampf'ın yaptığı Atatürk portreleri Viyana'da basıldı ve devlet dairelerine dağıtıldı. Ancak daha sonra ki yıllarda Türk ressamlarının bu konuda açık bir sitemi olmamakla birlikte, büyük bir sanat adamı olan ve ünlü ressamlarımızın dostu Salah Cimcoz'un bu konuda Atatürk'le bir görüşmesi olduğu bilinmektedir.

Bunun üzerine, Atatürk Çallı ile Feyhaman'ı Çankaya'ya davet ederek, bugün Türkiye'nin her yerinde zevkle seyrettiğimiz portrelerini yaptırmıştır. Bunlar, her ikisi birbirinden güzel portrelerdir. Özellikle Feyhaman, büyük bir portre ressamı olduğunu, sihirli fırçası ile bir kere daha ispat etmiştir.