Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Ayın Sanatçısı :Yaşamı ve Sanatıyla Aliye Berger

Aliye Şakir, gençliğinde bir baloya Mimi kıyafetiyle katılmıştı.

Aliye Şakir, gençliğinde bir baloya Mimi kıyafetiyle katılmıştı.

Aile Geçmişine Bir Bakış

Geçmişleri acı tatlı olaylar ve serüvenler ile dolu Şakir Paşa ailesi, İstanbul'un "kalbur üstü" ve soylu ailesi olarak tanınırdı. Soyağaçları, baba tarafından Türki memleketlerine, anne tarafından Girit'e dayanır. Erkek tarafı göçmen olarak Afyon'un Kabaağaç beldesine, din adamı olarak yerleştirilmişti.Ailenin sürmesini sağlayan Mustafa Asım Bey, asker olarak yetiştirildi. Albaylığa ve "askeri şura azalığı" gibi, o dönemde önemli olan, bir makama kadar yükseldi.
Erken ölümü üzerine, dokuz yaşındaki kızıyla beş ve yedi yaşlarındaki oğulları İstanbul'a getirlidi. Cevat ve Şakir adındaki bu çocuklar baba mesleği olan askerliğe yöneltilerek, parasız yatılı okullara yerleştirildi.

Her ikisi de pırıl pırıl zekalarıyla, övgüler kazanarak, kurmay subaylığa ve paşalığa kadar yükseldiler. Bu kardeşler askerlik mesleğinden başka tarihçilik ve sanat alanında da ün yaptıkları gibi, siyasi görüşleri ve bilgileriyle de tanınıyorlardı.
Bunlardan büyüğü olan Cevat Paşa, Sultan Abdülhamit döneminin en genç sadrazamlarındandı. Fotoğrafçılığa yönelmiş olan Cevat Paşa sanatçı yönü olan bir kişiydi. Her markadan fotoğraf makinası toplayıp, koleksiyon yapmıştı. Çektiği fotoğrafların banyosunu evinde oluşturduğu karanlık odasında yapar ve kendisi başardı. Bu fotoğraflardan biri, 1901 yılında Paris'te ödül kazandı.

Yaklaşık beşbin kitaptan oluşan bir kitaplığı bulunan Sadrazam Cevat Paşa Osmanlı askeri tarihiyle ilgili yapıtlar da kaleme aldı. Cevat Paşa Abdülhamit döneminin sert tutumuna karşı kıpırdanmalar ile Paris'te odaklanan "Jön Türkler"e karşı ılımlı yaklaşımından kuşkulanan Padişah, onu görevinden alarak Şam'a sürdü. Ne var ki, sağlığı oranın havasıyla uyuşmadığından, neredeyse sedyeyle İstanbul' a getirildi ve genç denecek bir yaşta öldü. İki evliliğinden de çocuğu olmadığı için ismi, kendi çocuğu gibi sevdiği, yeğenine verildi. Bu çocuk, kardşi Şakir Paşa' nın oğlu Cevat Şakir Kabaağaçtır ve "Halikarnas Balıkçısı" ismiyle tanınır.
Ailenin ikinci ünlü çocuğu Şakir Paşa' dır. Resim sanatına karşı ilgi duyan Şakir Paşa da ağabeyi gibi bir tarihçiydi ve Jön Türkler'in düşüncelerini benimsemeye eğilimliydi. Bu yüzden Harbiye Mektebi'ndeyken onyedi gün hapsedilmişti. Ağabey' i Cevat Paşa gibi o da yabancı dil bildiğinden, Osmanlı devletini yabancı ülkelerde iki defa elçi olarak temsil etti. Şakir Paşa da iki defa evlendi. İlk eşinden doğan oğlu baba mesleğini seçti. İkinci eşi Girit' ten getirilen Sare İsmet Hanım'dı. Sare İsmet Hanım el işi masa örtüleri yapmakta hünerliydi. İngiltere ve İtalya'da eğitim gören, ailenin büyük oğlu Cevat Şakir, gençlik döneminde başarılı bir ressamdı. Sürgüne gönderildiği Bodrum'u yazarlığıyla dünyaya tanıtıp, ün kazandı.

Aliye Berger' in portresi, Fahrünnisa Zeyd

Aliye Berger' in portresi, Fahrünnisa Zeyd

Şakir Paşa' nın büyük kızı Hakkıye Hanım (seramikçi Füreya Koral'ın annesi) el işlemeleriyle, ikinci kızı Ayşe Hanım ise piyanistliğiyle tanınır dı. Hakkıye Hanım Side' ye yerleşerek oradaki büyük bir konağı otele dönüştürmüştü. Selçuklular döneminden kalan eski yapıların renkli ve oymalı ahşap tavan, kapı v.b. öğelerini toplayıp, Side' deki otelinin tavanlarına ve kapılarına monte ederek, bu kalıntılara hayat veren kişiydi. Ailenin üçüncü kızı Fahrunnisa Zeyd, bilindiği gibi bir dünya ressamıydı.1 Ailenin son çocuğu bu makalemizin konusu olan Aliye Berger'dir.

Aliye Berger İle Tanışma

Aliye Berger' i, Büyükada' da babasının adını taşıyan "Şakir Paşa Köşkü"nde yazlıkçı olarak oturduğumuz zaman tanıdım. Büyük bahçeli, bol ağaçlı iki sokağa kapıları olan bu zarif kırmızı köşk, yalnız Şakir Paşa ailesinin değil, Büyükada' nın da simgesi gibiydi. İstibdat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin acı tatlı anıları bu büyük köşkün duvarlarına ve tavanlarına sanki sinmiş gibiydi. Ne var ki, bu tarihi köşk de Ada' da ki diğer yaşlı binalar gibi adeta bir yapı kıyımına uğrayarak yok oldu.

Aliye Berger' i kşklerinin bir bölümünde yazlıkçı olarak oturmamız sırasında tanımakla birlikte, adına olan aşinalığımız çok eski yıllara dayanıyordu. Kendisi o zaman sanatçı değildi; ama sanatçı olan kocasına sevdası yüzünden, bir kadına karşı tabanca kullanan bir genç kızdı. İstanbul sosyetesi bu olay ile aylarca çalkalandı. Sanık olarak Sultanahmet'teki Adliye'de yapılan duruşma sırasında, boy boy çekilen fotoğraflar gazetelerin ilk sayfalarında yer aldı. Olay, aşkın ve kıskançlığın neler yaptırılabileceğini göstermesi açısından ilginçti. Aliye Berger' in hayatına ilişkin yayımlarda bu konuya hiç değinilmemiştir; çünkü bunu bilen ve o dönemden hayatta kalan çok az kimse vardır.
Söz konusu olayı öykülersek, o dönem sosyetesindeki geleneğe göre, her genç kız bir müzik aleti calmayı öğrenirdi. Şakir Paşa' nın üçüncü kızı, Fahrünnisa Hanım, İnas Senayi-i Nefisesi' ne devam ederek ressam olmuştu.

Otoportre kağıt üzerine pastel 37 x 29 cm.

Otoportre
kağıt üzerine pastel
37 x 29 cm.

Alienin son kızı Aliye Hanım' ın müzik bilgisi edinmesi için, İstanbul' a yerleşen ünlü Macar virtüözü Karl Berger' e gönderilmesi uygun görüldü. Keman dersleri almaya başlayan küçük Aliye, kısa bir süre sonra ünlü hocasına aşık oluverdi. Karl Berger, cana yakın bir erkek güzeliydi. Türk ve gayrimüslim aile kızlarıyla bu türden ilişkileri vardı. Aliye Hanım'ın ablaları, Hakkiye ve Ayşe Hanımlar, küçük kardeşlerinin Karl Berger ile ilişkisini sezerek, onu uyarmışlardı. Ama Aliye Hanım, bu uyarıları, "Berger benimle evlenecek!" diye cevapladı. İstanbul' un değişik semtlerinde değişik sevgililerle bulunduğu söylenen müzik hocası, gün geçtikçe Aliye' den uzaklaştı hatta müziğe yeteneği olmadığını ileri sürerek derslere son verdi. Aşkının reddedilmesi anlamına gelen bu olay üzerine, hırçınlığı ve asabiyeti artan Aliye Hanım, onu tehdit girişiminde bile bulundu. Bu durum karşısında Karl Berger, İstanbul' u terk etmeye hazırlanıyordu. İşyerini boşalttı ve geceleri ders verdiği öğrencilerinden Madam Onnig'in Üsküdar' daki evinde kalmaya başladı.
Şiddetli kıskançlık neler yaptırmaz ki!... Ailesinin şiddet ile uyarmasına karşın, bu evi saptayan Aliye Hanım, aşkının da verdiği taşkınlık ile kendisine rakip gördüğü kadına karşı tabanca kullanmayı planladı. Bir gece, eniştesinin tabancasını alarak, Üsküdar yollarına düştü. Karl Berger' in kaldığı ev, Üsküdar' da Tophanelioğlu yokuşunda otuzdört numaradaydı. Burada Ermeniler' in soylu kişilerinden Paris' te eğitim görmüş ünlü hukukcu Hırant Bey oturuyordu. Kendisi Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa' nın Babıali'de hukuk muşavirliği sırasında yardımcılığını yapmış daha sonra da hukuk müşavirliğini üstlenmişti.

Karısı da, kibar bir Ermeni ailesinden olan, Madam Duruhi' ydi. Kızı Matmazel Mani beş-altı yıldan beri Karl Berger' den ders alıyordu. Bu aileyle içli dışlı olan ünlü Macar virtüözü buraya geç saatlerde geliyordu. Aliye Hanım, kıskanclığın verdiği asabiyet ve aşkının dürtüsüyle, bir gece yarısı bu evin kapısına dayandı... ve onu yaraladı!... Ama gerçekte kapıyı açanı yaralamıştı. Bu kişi de, galiba evde calışan bir kimse ya da kızın annesiydi... Söylentiye göre Karl Berger bu sırada alt kattan kaçmaya çalışıyormuş.
Sonuç olarak Aliye Şakir, otuzbeş gün hapis cezasına çarptırıldı. Doktor raporlarına göre, bu suç asabiyetle işlenmiş ve suçlu da tanınmış bir aileye mensup olduğundan, aynı zamanda da, böyle bir suçu tekrar işlemeyeceğine kanaat getirildiğinden, cezanın ertelenmesine karar verildi.

İstanbul, Kağıt üzerine karışık teknik, 45 x 70 cm.

İstanbul, Kağıt üzerine karışık teknik, 45 x 70 cm.

Aliye Berger İle Geçen Hayat

Bu olaydan sonra Aliye Berger' in Karl Berger ile beraberliği yirmiüç yıl sürdü. Karl Berger' in ölümünden altı-yedi ay önce, beraberlikleri resmileştirilmişti.Aşkın simgesi olan Karl-Aliye Berger evliliği 1947 yılında Karl Berger' in ölümüyle son buldu. Büyükada iskelesinden kalkmak üzere olan Ada vapuruna binmek üzereyken, Karl Berger' in kalbi duruverdi. Bütün Adalılar yasa boğuldu. Aliye Berger, zaptedemediği hıçkırıklar içinde, eşini Büyükada' nın tepesindeki muslüman mezarlığında yatan babası Şakir Paşa' nın yanına gömdürdü. O güne kadar Karl Berger' in müslümanlığı kabul ettiği ve ismini değiştirdiği bilinmiyordu. Aliye Berger' in Cumhuriyet gazetesine verdiği ilan ile bu öğrenilmiş oldu. 17 Eylül 1947 tarihli Cumhuriyet Gazetesi' nde şöyle yazıyordu:
"Ömer Baki-Karl Berger' in vefatı şehrimizin sanat muhitinde teessürle karşılanmıştır. Memleketimizin çok iyi tanıdığı keman ustadı Şakir Paşa' nın damadı ve Bayan Aliye' nin eşi Ömer Baki' nin (Karl Berger) cenazesi bugün öğle namazından sonra Büyükada mezarlığına defnedilecektir."

Karl Berger Aşkından Sonra Resme Yöneliş

Aliye Berger' n gençik yılarinda, keman çaldığı hiç resim yapmadığı bilinir. Karl Berger' in ölümünden sonra, ona olan şiddetli aşkını gravüre adayarak üne kavuştu. Kendisinin anlattığına göre, çocukluk ve gençlik yıllarında üç kez resim ile ilgilenmek istedi. Resme karşı ilk sevgisini babasının kitaplarını karıştırırken, Çin resimlerini gördüğünde duydu. Ağabeyi Cevat Kabaağaç' ın İtalya' dan dönüşünde getirdiği boy boy çıplak kadın resimlerini gördüğündeyse, resim sanatı ikinci kez ilgisini çekmişti. Babası Şakir Paşa,, bu resimlere çok kızmış, köşkün her yerinden kaldırtmıştı. Aliye Berger çocukluk yıllarında gizlıce tavan arasına çıkarak, o resimleri seyretmesini kendine özgü konuşmasıyla anlatırdı. Üçüncü kez ilgisiyse, ablası Fahrünnisa' nın köşkün bahçesinde resim yaparken bayılmasıyla ortaya çıktı. Aliye Hanım, ablasının içeriye taşınması üzerine onun palet, fırça ve boyalarıyla baş başa bahçede kalmıştı. Böyle bir anda, içinde resme karşı bir kıpırdanma olmasına karşın, ressamlığa başlaması, Karl Berger' in ölümünden sonra, kaybının acısına dayanamadığını gören ablası Fahrünnisa' nın onu alarak Avrupa' ya götürmesiyle başlar. Artık Karl Berger yoktur! Aliye Berger eşine karşı olan bütün aşkını önce heykele, daha sonra da gravüre yöneltir. Hocası John Buckland Wright'ın atölyesinde üç yıl çalışır. Oymalar, kazımalar ve siyah-beyaz boyalar, Karl Berger' e karşı duyduğu aşkı gibi onu bütün varlığıyla sarar. Onun gravürleri, kendi iç dünyasının dışa yansımasıdır. Sanatçılıgında Karl Berger' e karşı duyduğu aşkın mayası vardır. Daha çok siyah ile beyazı yeğler. Bu sanatı Karl' ın acısını unutmak için seçtiğini anlatır. İlk sergisini İstanbul' da 1951 yılında açar ise de, bu meslekteki çabasının ödülünü 1954 yılında alır. Yapı Kredi Bankası 'nın Uluslararası Yarışması' nda birincilik ödülü Aliye Berger' e verilir.

Yurtta Ve Dünyada Sergiler

Yirmi-yirmi beş yıl boyunca, dolu dolu çalışmalarıyla Aliye Berger, resmin en zor dalı sayılan gravürcülüğünü doruğa çıkardı. Açtığı oniki özel ve kırksekiz karma sergisi, sanat tarihinde ender görülen olaylardandır.
Özel sergileri Paris, Londra ve Viyana gibi büyük sanat merkezlerinde, katıldığı karma sergiler se yine ondört yabancı kentte açılmıştı. Bu arada, sanatçının İstanbul Resim Heykel Müzesi' nde dört, Albertina Museum' da da üç yapıtı sergileniyor. Aliye Berger gravür sanatına geç başladı, ama bu sanatıyla yaşadığında, az zamanda rekor denecek sayıda yapıt üretti. Ne var ki, onun bu sanatta doruğa çıkmasını, hayatını uğruna adadığı aşkı, Karl Berger göremedi. Ama Aliye Berger onun şiirlerini derledi ve gravürlerini yaptı. 1974 yılında sanat dolu yüreği duruverdi. O, ölümünden sonra büyük aşkı Karl Berger' e kavuşacağına inanırdı. Belki de öyle olmuştur!... Aliye Berger'in yapıtları ölümünden sonra sergilendi.

Bunlar arasında iki büyük sergiye değinmek yerinde olur. 16 Ekim - 1 Kasım 1975 tarihleri arasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde düzenlenen sergi bunlardan ilkidir. İkincisi ve sonuncusuysa Yapı Kredi Bankası' nın 11 Şubat - 6 Mart 1998 tarihleri arasında düzenlediği Aliye Berger' in seksen kadar yapıtını kapsayan sergidir.

Sabaha Kadar Çalısan Üç Kafadar

Bugün hazin olan bu üç kafadardan ikisinin dünyamızdan ayrılmış olmasıdır. İkisi de sanat dünyamızın ünlü, ünlü olduğu kadar da özgün kişileriydiler. Kendilerine özgü fırçalarıyla ve gerçek dostluklarıyla sanat dünyamızın arslanlarındandılar. Bunlar Aliye Berger iIe Cihat Burak'tı...


Artık, Büyükada' daki Şakir Paşa Köşkü" yitirdiği yaşamıyla insanın içine işleyen bir görünümdedir. Yıkıcıların varisler ile görüşleri sıklaştıktan sonra, bir gün köşk yıkıcılara teslim edilir. Aliye Berger, bu eski ve büyük ailenin bir bavul dolusu "evrak-ı metrukesi"ni buraya getirmişti. "Aliye Hanım bu eski zaman hatırası, solmuş susmuş kağıtların tasfiyesini arzulamaktadır." Ailenin yakın tarihini ve geçmişini ıyı bildiğimden olacak ki, bu konuyla benim ilgilenmemi rica etti. Bir gecede iki işi birden çözümlemeyi amaçladığından, Cihat Burak' ı da çağırdı. Cihat Burak, bir portre ressamı olmamakla birlikte, Aliye Berger' in, saraylıların kıyafetini andıran, ipek gıysiler içerisinde portresini yapacak ve biz de aile bavulundaki belgeleri birer birer inceleyecektik. O günlerde ülserim ilerlediğinden bana Markiz' den bol miktarda muhallebi ısmarlama inceliği göstermişti. Cihat Burak ile karşılıklı içmek üzere de, masaya iki şişe şarap koymuştu. Aliye Berger sık sık yatak odasına girip, ipekli elbisesini değiştirerek, Cihat Burak' a poz veriyordu. O kadar hareketliydi ki, Cihat Burak' ın ricalarına aldırmayıp, gözlerine sürekli değişik kirpikler takıyor ve yakışıp yakışmadığını soruyordu. Bir yandan da kağıtları bavuldan tek tek alıp bana okutuyordu. Çoğu eski dönemden kalan, emlak işleriyle ilgili mektuplar, elektrik faturaları ya da gereksiz hesap pusulalarıydı. Önce bana okuttuğu belgeyi sonra da kendisi göz atıp, sağdaki çöp sepetine bırakıyordu. Bavuldan çıkan Cevat ve Şakir Paşa kaleme aldıkları tarihe ilişkin el yazılarından oluşan eserleri, notları, kendilerine verilmiş berat, ferman, şehadetname ve nişan gibi belgeleri sınıflandırarak, özenle dosyalarına yerleştiriyordu. Bavuldan, Karl Berger' in yurtdışı yolculukları sırasında kendisine gönderdiği gezi mektupları da çıkıyordu. Hepsini okuduktan sonra yırtıyordu. Bunlardan bir ikisi vardı ki, Cihat Burak ile yırtmaması için ricada bulunduk, ama Aliye Berger kabul etmeyerek, kendisine gelen mektupları çöp sepetine atmayı sürdürdü. Örneğin, Karl Berger' in bir mektubu, Tahran' dan gönderilmişti. İran Sarayı' nda verdiği konseri anlatıyor, Şah' ın övgü dolu sözlerini aktarıyordu. Okuyup kendisine verdiğim bir çok önemli pusula vardı. Bir tanesi tarihi bir mahkumiyetin iç yüzünü açıklayacak nitelikteydi. Bunu yırtmaması için yalvardım ise de kabul ettiremedim. Bu mektup, babasını öldüren Cevat Şakir' in hapishaneden annesine gönderdiği pusulaydı ve ,inancıma göre, olayın gerçek yüzünü aydınlatabilirdi. Bugünkü gibi belleğimdedir; "Valideciğim..." diye başlıyordu, "Hamil-i mektup, dava vekilimizin arzu ettiği gibi konuşacaktır. Kendisine mahremane üç altın veriniz." İmza yerinde "C" harfi vardı. O gece şakalar ve gülüşmeler arasında sabahı bulduk. Güneş doğduktan sonra evlerimize döndük.

Füreyya Koral, sevgili Aliye Berger' in vefatından sonra, sınıflandırıp düzenlenen çoğu ferman ve nişan ile ilgili belgeleri ve yayımlanmamış nefis ciltli el yazması tarihleri, aynı bavul içerisinde, bir kere de onun evinde gözden geçirmek üzere, bizi davet etti. Fermanların aile fertlerine hatıra olarak dağıtılmasını ve Mısır tarihiyle ilgili, bir cildi eksik olan, yirmi dört ciltlik nefis yapıtın Türk Tarih Kurumu' na satılmasını önermem üzerine, konu oraya bildirildi ve oradan gelen bir profesör yapıtı inceledikten sonra, bu değerli yapıt, uygun bir fiyat karşılığında bu kuruluşun oldu.

Cevat Şakir' in, İstanbul' dan Afyon' daki Kabaağaç çiftliğine giderek, hizmetkarlarını tehdit edip, babası Şakir Paşa' yı tabancayla öldürdüğü ve elbisesiyle hemen orada toprağa gömdürüp İstanbul' a döndüğü bilinir.2

Silah Sesi Karışan Bir Aşk Serüveni

Aliye Berger' i, gençlik yıllarında çılgına çeviren bu aşk serüvenini çok kimse bilmez, ya da dilden dile kendilerine aktarılanı bilir. Bir tomar tutan mahkeme kararlarıyla, 1929 ve 1930 yıllarının gazetelerindeki yayımlar, bir aşk uğruna sıkılan kurşunun ayrıntılarıyla doludur.

  • 1Antik&Dekor Sayı, 70
  • 2Sırası geldiği için, bu konuda kendilerini ailenin yakın dostlarındanmış gibi göstererek gerçek dışı yayımlar yapanlar görülmüştür. Örneğin, bunlardan biri, bu olayın İstanbul' da, geçtiğini, mütareke ve işgal dönemlerinde yer aldığını yazmştır. Bunlar gerçek dışıdır. Olay I. Dünya Savaşı' nın ilk günlerinde Afyon' da geçmiştir. Hiçbir tarihi araştırma yapmadan, gerçek dışı yayım yapanlara önerimiz şudur. Zahmet edip Büyükadanın tepesindeki İslam mezarlığına giderek, Şakir Paşa' nın mezar taşındaki tarihi okusunlar. Üzerinde 1914 Ağustos tarihini göreceklerdir.