Antikalar.com - Antik Müzayede, Antika Müzayede, Muzayede, Antika, Antik Muzayede, Anik Muzayede Antik Müzayede, Antika Müzayede, Muzayede, Antika, Antik Muzayede, Anik Muzayede,antika,antikacilar,muzayede

20 Eylül 2014

Iletisim

E-mail

Ana SayfaAntik A.S. Müzayedeleri ve KataloglariEtkinliklerAntik A.S. Seminer ProgramiEkspertiz HizmetlerimizSanat Kültür ve Dekorasyon YayinlariMüzeler, Restoratörler, Galeriler ve AntikacilarLinklerantikalar.com Hakkinda

Ayın Sanatçısı :
SÜLEYMAN SEYYİD BEY

Taha TOROS

İstanbul'da öğrenciliği sırasında yabancı ressamlardan aldığı temel bilgilerden sonra, Paris'teki resim üstadları tarafından eğitilen Süleyman Seyyid Bey, natürmorttaki ustalığı ile tanınır. Titiz çalışması, yaşamındaki orijinalliği ile Süleyman Seyyid Bey, döneminin gözde sanatkârlarındandı.

AİLESİ VE ÇOCUKLUĞU
Sedef sanatkârlarından ve sedefin kakmacı ustalarından Süleyman Ağa'nın torunu ve Kartal Maltepe'sinin tanınmış simalarından Hacı İsmail Ağa'nın oğlu olan ressamımız, 1842 yılında Üsküdar'da doğdu. Dedesi Süleyman'ın adı verildi. Gençlik yıllarında kazdırdığı mühürde (Esseyid Süleyman) adını kullandı. Harbiye Mektebi'ne girdiğinde imzasını yalnızca (Seyyid) olarak atardı.

HARP OKULU'NA GİRİŞİ, RESME OLAN EĞİLİMİ
Harbiye'de okurken resme olan eğilimi ile dikkatleri üzerine çeken Seyyid Bey, önceleri İstanbul'daki gayrimüslim ressamlar tarafından eğitildi. Bunlar arasında, karakalem üstadlarından İspanyol kökenli Şiranz ile İtalyan resim akımının Türkiye'deki temsilcisi sayılan Kes'den dersler aldı. Kes'in ailesi, Sultan Mahmud döneminde ordumuza topçuluk uzmanı olarak getirilmiş olanlardandı. Bu nedenle batıda eğitim gören Kes, İstanbul'da doğmuştu.


Süleyman Seyyid Bey
(1842-1913).

RESİM EĞİTİMİ İÇİN PARİS'E GÖNDERİLMESİ
Süleyman Seyyid Bey, 1862 yılında Harp Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Ünlü ressamlarımızdan, asker kökenli Şeker Ahmet Paşa ile birlikte Paris'teki Mekteb'i Osmanî'ye gönderildi. Arşiv kayıtlarına göre. Paris'e gönderilenler arasında Ethem Paşa, Osmanlı Hamdi Bey, Hafiz Ali Paşa gibi, sonradan ülkemizin ünlü kişilerinden olan öğrenciler de bulunuyordu.

Paris'teki Mekteb'i Osmanî hakkında kısa bir açıklama yapmalıyız:

Batı Kültürü ile bilgilerini, görgülerini arttırmak ve özellikle uzman yetiştirmek amacıyla gönderilen öğrencilerimiz oradaki eğitimlerine başlayabilmek için yeterli dil bilgisine sahip değillerdi. Bu nedenle yapacakları eğitimlere temel olacak dil bilgisini disiplin içerisinde bir arada almaları için Paris'de bir okul açılmasına karar verildi. "Mekteb-i Osmani" adı verilen bu okula Türk asıllılarla birlikte Osmanlı uyruklu olan gayrimüslimler de gönderilirdi. Mekteb-i Osmanî'nin uzun süre müdürlüğünü -sonradan yarbaylığa yükseltilen- Binbaşı Ahmet Esat Bey yapmaktaydı. Ahmet Esat Bey, yurda döndükten sonra genç yaşta sadrazam oldu. (Sadrazam kelimesi saltanat döneminde başbakanlık anlamına gelir).


Natürmort, tuval üzerine yağlı boya, 32.5.x46 cm
(Özel koleksiyon).


Portakal, tuval üzerine yağlı boya, 33x46 cm
(Taviloğlu Koleksiyonu).


Kavunlar ve İncirler, tuval üzerine yağlı boya, 43x60 cm
(İstanbul Resim ve Heykel Müzesi).

Ne var ki, genç yaşta sadrazam olan Ahmet Esat Bey, genç yaşta öldü. Ünlü sanat tarihçimiz Prof. Celal Esat Arseven'in çocukluğu babasını görmeden geçti.

Mekteb-i Osmanî Müdürlüğü sırasında Esat Bey'in Babıali ile yazışmalarını ve notlarını içeren bir defter arşivimizde bulunuyor.

Mekteb-i Osmanî'de Fransız ressamlarından öğretmenler yanında büyük bir din bilgini olan Hoca Tahsin Efendi de bulunuyordu. Hoca Tahsin Efendi, ülkemizin kültürüne katkıları olan çok kişileri yetiştirmişti.

Ne var ki, Mekteb-i Osmanî'nin öğretim kadrosu ile öğrencilerinin masraflarını karşılayacak düzeyde devlet bütçesinden tahsisat sağlamaması bu kültür müessesesinin kapatılmasına neden oldu. Diğer taraftan Fransız Hükümeti'nin desteğiyle İstanbul'da Fransızca tedrisat yapacak olan (Galatasaray)'ın açılması ile Mekteb-i Osmanî'nin görevine son verilmiş oldu. Mekteb-i Osmanî ile ilgili olarak gerek (Osmanlı Arşivi'nde), gerek Paris'deki arşivlerde detaylı bilgiler mevcuttur.

SEYYİD BEY'İN PARİS'TEKİ HOCALARI
Yukarıda işlevini belirttiğimiz Mekteb-i Osmanî'de, görevli olarak Fransız ressamlar da bulunuyordu. Bunların en tanınmışı -okulun açılışından kapanıncaya kadar feragatle çalışanı- ressam Duber'dı. Bu ressama verimli hizmetinden dolayı, padişah tarafından Mecidi Nişanı'nın verilerek ödüllendirildiği Osmanlı Arşivi kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ressam Duber, Seyyid Bey'in ilk resim hocasıydı. Ne varki Seyyid Bey, bu meslekteki yeteneğini ilerletebilmek için Güzel Sanatlar Okulu'na da devam etti. Ve oradan takdire layık bir diploma aldı. Seyyid Bey'in akademideki hocaları Rober Flori, Gustav Blanje, Aleksandır Kabanel'di. Seyyid Bey, ressam Blanje ile derin bir dostluk kurdu. Onun açtığı sergilerde yardımcısı oldu. Hatta Blanje'nin 1866 yılında sergilediği tarihi bir tabloda. Osman Hamdi Bey'le birlikte Osmanlı giysilerine bürünerek, modellik yaptılar. Seyyid Bey, ünlü oryantalist Gerome'a da yardımda bulundu. Onun doğuya ait tablolarında dostluk hizmetinden geri kalmadı. Seyyid Bey'in Paris'teki öğrenciliği 6 yıl sürdü. Bazı yazarların ressamımız hakkında Paris'te 10 yıl kadar kaldığına dair verdikleri bilgi -arşiv kayıtlarına göre- yanlıştır. Seyyid Bey'in Paris'ten dönerken İtalya'ya uğrayarak orada da bir yıl kaldığı hakkında yayınlara rastlanmaktadır. Ancak, hangi atölyelerde ve kimlerle çalıştığına dair bilgi verilmemektedir.

İSTANBUL'A DÖNÜŞÜNDE SEYYİD BEY'E VERİLEN GÖREVLER Bazılarına göre 42. Bazılaran göre 46 yıllık hizmetinde, Seyyid Bey değişik görevlerde bulundu. İlk görevi Harp Okulu'nun kurmay sınıflarında okutulan Fransızca hocalığı idi. Bir müddet sonra bu okulun resim hocası Abraham Bey'in ölümü ile boşalan göreve Seyyid Bey'le Şeker Ahmet Paşa birlikte atandılar. Ressam Abraham Bey, ölümünde yerine Seyyid Bey'in atanmasını arzular gibiydi. Çünkü yaşamının son günlerinde boya takımlarının Seyyid Bey'e verilmesini vasiyet etmişti.

Seyyid Bey, derslerinde tamamen batı usulünü uyguluyordu. Masaya resmi yapılacak model eşyayı koyuyordu. Seyyid Bey, Harp Okulu'ndan sonra değişik görevlerde bulundu. Kuleli Askeri İdadisi'nde, Askeri Tıbbiye'de, Kız Sanayi Okulu'nda, Orman ve Maden Okulu'nda, Mahmudiye Okulu'nda, Siyasal Bilgiler Okulu'nun ilk yıllarından görevler aldı. Albaylıktan emekli oldu.

SEYYİD BEY'İ YORUMLAYAN İKİ KÜLTÜR ADAMIMIZ
Bunların ilki, eski eserler alanında bilgin ve aynı zamanda Seyyid Bey'in öğrencisi olan Dr. Rifat Osman Bey'dir. Eski harfli dergilerde yer alan makalelerinde "Tosyevizade Rifat Osman" diye adı geçer. Dr. Rifat Osman Bey, ressam Seyyid Bey'den "üstadım ve velinimetim" diye söz eder. Rifat Osman Bey, Kuleli Tıbbiye İdadisi'nde iken resim öğretmenleri Binbaşı Seyyid Bey'dir. Bu okulda Seyyid Bey'in iki yardımcısı vardır. Bunlar: Kolağası Osman Bey'le, Yüzbaşı Nuri Bey'lerdir. Aynı okulda bir resim öğretmeni daha vardır. O da ünlü ressam Hahlil Paşa'dır ki, Yarbay rütbesi ile bu okulun ikinci resim öğretmenidir. Bu öğretmenler birbirleriyle can ciğer dostturlar. Dr. Rifat Osman Bey'in belirlemesine göre, ressam Seyyid Bey sağlığına, bakımına çok düşkündür. 30 yaşından sonra içki kullanmamış, daha sonra sigarayı da terk etmiştir. Ama nargileden vazgeçememiştir! Dr. Rifat Osman Bey'in, hocası Süleyman Seyyid Bey'in kendisine hediye ettiği "Portakal" resmine dair ilginç bir anısı vardır. Bir mektubunda bu konuyu, özetle şöyle anlatır:

"....1926 yılında Süleyman Seyyid Bey'in tablosu için, İstanbul'dan Edirne'deki evime bir Musevi geldi. Bu tablo taciri, Amerikalılar için tanınmış Türk ressamlarınının tablolarını toplamaktaydı. Üstadın Seyyid Bey'in benim için yapıp hediye ettiği "Portakal" resmini görmek ve pazarlık etmek istedi. Tabloyu gösterdim. Fakat, asla satmayacağımı söyledim. Musevi komisyoncu, şayet satacak olursam ne isteyeceğimi sordu. Cevap olarak gülümseyerek:

-Hocam dirilip gelirse, kendisine sorarım! Dedim. Bu tablo için teklif edilen bedel 150 altındı! Gelecek kuşaklara ibret olsun! Bizler geçmişlerimizin kıymetini yabancılardan öğreniyoruz. "Olağanüstü güzel konuşan Seyyid Bey, sevimli bir sohbet adamıdır. Yegâne kusuru, sevmediklerini ağır biçimde eleştirmesidir. Meslektaşları arasında en sevdiği kişi, kendisinin yetiştirdiği ünlü manzara ressamımız Hoca Ali Rıza Bey'dir. Seyyid Bey'i makalelerinde ve sohbetlerinde yorumlayan ikinci bilim adamımız, Mevlana torunlarından Şahabettin Bey'dir. Eski harfli Milli Mecmua'da çok yönlü makalesi ile Seyyid Bey'i adeta gün ışığına çıkarmış bulunuyor. Her iki bilginimiz Seyyid Bey'in özelliği ve sanatı hakkında, hepimizin faydalandığı sağlam kaynakların ve yorumların sahibidirler.


Natürmort, Hicri 1316 tarihli, 60x43 cm
(Antik A.Ş. arşivi).


Lale ve Sümbüller, tuval üzerine yağlı boya, 55x46 cm
(İstanbul Resim ve Heykel Müzesi).

SULTAN ABDÜLAZİZ-SEYYİD BEY İLİŞKİLERİ
Seyyid Bey, kendisi de bir sanatkâr olan Sultan Abdülaziz'den övgüler alan bir ressamdı. Padişah, Paris seyahatinde Seyyid Bey'in Versay Sarayı'ndan esinlenerek yaptığı bir tuali görmüş çok duygulanarak övgüler yağdırmıştı. Yıllar sonra Seyyid Bey, Harp Okulu'nda resim öğretmeni iken, iki sene uğraşarak, Baltacı Mehmet Paşa'nın Pirut Savaşı'na dair hazırladığı tarihi tabloyu Sultan Abdülaziz'e sundu. Padişah Seyyid Bey'e bir nişanla beraber 500 lira gönderdi. Ne var ki, bu tablo, Abdülaziz'in arzusuna uygun olarak Saray'daki çalışma odasına asılacak yerde, Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın Baltalimanı'ndaki yalısına gönderilmişti. Ressamımız bundan çok üzgündü.


Manzara, tuval üzerine yağlı boya, 78x35.5 cm
(İstanbul Resim ve Heykel Müzesi)

SULTAN ABDÜLHAMİD-SEYYİD BEY İLİŞKİLERİ
Seyyid Bey'in Sultan Abdülhamid ile bir türlü yıldızı barışmadı. Abdülaziz Paris seyahatinde -kendisinden sonra padişah olabilecek- şehzadelerden Murad ile Abdülhamid'i beraberinde götürmüştü. Bu şehzadelerin Paris'teki gezintileriyle, Mekteb-i Osmanî mensupları görevlendirilmişti. Abdülhamid'i Paris'te, Seyyid Bey gezdirdi. Bu gezintiler ve görüşmeler esnasında, Seyyid Bey'in ileri görüşünden Şehzade Abdülhamid memnun kalmamıştı. Padişah olunca, Seyyid Bey'in adı hafızasından silinmemişti. O dönemin geleneğine göre Avrupa'da eğitim görenler çoğunlukla yurda döndüklerinde, önce padişah yaverleri arasında yer alırlardı. Süleyman Seyyid Bey, terbiyesi, görgüsü, bilgisi bakımlarından yaverlik listesine konularak padişaha sunulmuştu. Ne varki Sultan Hamid hafızasında kalan Paris izleniminin etkisi altında, kendisine sunulan yaverler listesinde Seyyid Bey'in adını görünce hemen çizmişti.

SÜLEYMAN SEYYİD BEY'İN GAZETECİLİĞİ
Ressam Seyyid Bey 46 yıllık hizmeti sırasında gazete yazarlığı da yaptı İstikbal ve Osmanlı gazetelerinde makaleleri yayınlandı. Bazı tercümeler de yaptı. "Fen-i Manazır" adında 800 sayfalık resimli bir eser hazırlamışsa da yayınlanamamış ve akibeti meçhul kalmıştır.

SÜLEYMAN SEYYİD BEY'İN ESERLERİ
Ressamımız, realist ve natürmort üstadı olarak tanınır. Özellikle, meyve modellerinde yansıttığı renkler, fırçasının şiirleştirdiği ürünler olarak bilinir. Portreleri nadirdir. Doğaya tutkunluğu, eşeğine binerek, heybesine boya takımlarını koyup Alemdağı'na sık sık gittiği bilinen geleneklerindendir. Seyyid Bey, maddiyata düşkün olmadığından, hiçbir zaman fırçasını para kazanmak için kullanmamıştır. İki yüz kadar eseri olduğu söyleniyorsa da, bunların çoğunluğunun nerelerde ve kimlerde olduğu bilinmiyor. Ancak, İstanbul'un eski ailelerinin salonlarında Seyyid Bey'in bir natürmortuna tesadüf etmek mümkündür. Müzelerimizde Seyyid Bey'in pek az sayıda eseri vardır. Birkaç eseri, yıllar öncesi, müzayedelerde o günün para ölçüsüne göre, rekor fiyatlarla el değiştirmişti.


Genç Kız Portresi, kâğıt üzerine sepya
(T. İş Bankası Koleksiyonu)


Nü kâğıt üzerine sangin kalem, 47x33 cm
(Galip Tomaç Koleksiyonu)

SEYYİD BEY'İN AİLE YAKINLARI
Süleyman Seyyid Bey'in aile çevresinden ve akrabalarından tanınmış kişiler vardı. Oğlu, Cevat Seyyid Bey ünlü bir doktordu. Babasının kullandığı fırçaya bir aralık özenerek resimler yapmıştı. Ama onun meslek olarak doktorluk dışındaki hobisi fotoğrafla uğraşmaktı. Çeşitli makineler kullanan, usta bir fotoğrafçıydı. Dr. Cevat Seyyid Bey Balkan Savaşı'nda Edirne'nin işgalinde Şükrü Paşa ile birlikte çalışanlardandı. Edirne Hastanesi'nin baştabibi iken, tifüsten öldü. Ressamımızın torunlarından Sabahat Hanım, tanınmış bir kadındı. Dedesine tutkun bir sanatseverdi. Fransız Hükümeti'nin Seyyid Bey'e verdiği liyakat nişanını (oficier d' Academie) iftiharla muhafaza ederdi. Bugün Seyyid Bey'in akrabalarından -Şükrü Paşa'nın kızı- Fahriye Hanım 90'ın çok üstüne çıkmış olarak, güçlü hafızası ile yaşamaktadır. Ne varki, kendisinde artık Seyyid Bey'den kalan ne tablo, ne de ona ait kıymetli fotoğraflar vardır. Hepsini gençlik yıllarında meraklılarına hediye etmiştir.

SEYYİD BEY'İN ÖLÜMÜ
Seyyid Bey, 23 Eylül 1913 günü dünyamızdan ayrıldı. Sarıyer'de Ortaçeşme adını taşıyan mezarlıkta toprağa verildi.


Derviş, kâğıt üzerine sulu boya, 55x40 cm
(Taviloğlu Koleksiyonu)

SEYYİD BEY ÜZERİNE DOKTORA ÇALIŞMALARI
Son zamanlarda eski ressamlarımıza karşı -bir kadirbilirlik örneği olarak- Süleyman Seyyid Bey üzerinde yapılmakta bulunan doktora çalışmaları, takdire layık bir sanat olayıdır.

19.yüzyılın ortalarından sonra ilk resim eğitimi için, dünyanın sanat merkezi olan Paris'e gönderilmiş bulunan ressamlarımızın duayenlerinden olan Süleyman Seyyid Bey, bu suretle 21.asrın sanatseverlerine tanıtılmış olacaktır.

(c) 2001-2014 Antik A.S.