Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki muhteşem Hat Sanatı örnekleri

Türk ve İslam Eserleri Müzesi El Yazmaları Bölümü’nün, her biri Hat şaheseri niteliğindeki Kur’ân ve Kur’ân cüzleri koleksiyonunu müze Müdürü Seracettin Şahin anlatıyor.

Kur’ân-ı Kerîm’in indirilişinin 1400. yılında Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde 5 Eylül-5 Aralık tarihleri arasında yer alan “Kur’ân Sergisi”, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Antik A.Ş. ve Yıldız Holding işbirliği ile düzenlenmiştir. Sergide yer alan yaklaşık dört yüz adet eserin seksen adedi geçici sergi salonunda, diğerleri ise teşhir salonlarında kronolojik olarak teşhir edilmektedir. Sadece Türk ve İslam Eserleri Müzesi el yazmaları koleksiyonlarından seçilen Kur’ânlar, el yazmaları koleksiyonunun büyüklük ve önemini de göstermektedir. Müzenin el yazmaları bölümü, hemen hiçbir koleksiyonda benzerine rastlanmayacak niteliktedir. Erken İslam Dönemi’nden 20. yüzyıla kadar uzanan geniş bir zaman dilimi ve geniş bir coğrafyaya yayılan İslam ülkelerini kapsayan koleksiyon, Osmanlı Sultanlarının kendi adlarına yaptırdıkları vakıf binalarındaki kütüphaneler için dönemlerinin en usta sanatçı ve hattatlarına yazdırdıkları veya onlara hediye edilmiş eserlerle ayrı bir boyut kazanmıştır. Ayrıca, ferman, berat, vakfiye gibi benzersiz belgeleri de içeren koleksiyon, 18.000’in üzerinde olan eser sayısı ile bütün dünyaca bilinmektedir. Koleksiyonunun önemli bir bölümünü teşkil eden bütün dönemlere ait Kur’ân-ı Kerîmler ve Şam Emeviye Cami’sinden gelen Erken İslam Dönemi’ne ait iki yüz elli bin üzerindeki Kur’ân sayfaları, koleksiyonun ne denli zengin olduğunu ortaya koymaktadır.
Arapça yazılan ve günümüze ulaşan en eski kitap Kur’ân-ı Kerîm’dir. İslam’ın gelişiyle beraber yazıda ve Kur’ân-ı Kerîmi okuma ve yazmada hızlı bir öğrenme sürecine geçilmiştir. Hz. Muhammed’e gelen vahiylerin yazılması için özel olarak seçilip görevlendirilen kırktan fazla kâtip sahabe vardı. İlk nazil olan ve “Oku” ilahi emri ile beş ayetlik vahiyle başlanmıştır. Hz. Peygamber kâtiplerin yazdıklarını kendilerine okutarak kontrol ediyor, bir eksiklik veya yanlışlık varsa hemen düzeltilmesini sağlıyordu. Kur’ân ayet ayet, sure sure nazil oldukça, vahiy kâtipleri tarafından yassı taşlar, kemikler, hurma dalları ve deri gibi bulunabilen çeşitli malzemeler üzerine yazılır ve ezberlenirdi. Hz. Muhammed hayatta iken gelen vahiylerin düzenli bir nüsha halinde iki kapak arasına alınması düşünülmemişti. Yazılan metinler dağınık halde bulunuyordu. Çünkü Hz. Peygamber hayatta olduğu sürece yeni vahiyler gelebilir veya bazı ayetlerin hükümlerini ortadan kaldıran veya değiştiren yeni ayetler vahiy olarak gelebilirdi. Ayrıca, ayetlerin tertibi iniş sırasına göre değil, Hz. Peygamber’in işaretine göre sureler içindeki yerlerine konmakta idi. Bu duruma göre Kur’ân ayetlerinin bir kitap veya Mushaf halinde tanzimi mümkün olamazdı.

Ancak çeşitli yerlere savaşa giden Müslüman askerlerin Kur’ân okuyuşlarındaki farklılık, bir fitneye yol açacağı endişesi ile Halife Hz. Osman’a bildirildi. Kapak arasına alınan ve o tarihte Hz. Muhammed’in eşlerinden Hafsa’da bulunan nüshayı getirterek ve bu nüsha esas alınmak suretiyle yeni Mushaf nüshaları yazdırmaya karar verdi. İlk Mushafın hazırlanmasında görevli olan Zeyd b. Sabit başta olmak üzere Abdullah b. Zübeyr, Said b. As ve Abdurrahman b. Haris b. Hişam’dan oluşan heyeti bu işle görevlendirdi. Heyet Mushafları yazarak Hz. Osman’a teslim etti. Hz. Osman, bu Mushafları belli başlı bazı merkezlere gönderirken kimin elinde Kur’ân’a ait metinler veya Mushaflar varsa bunların yakılmasını istedi. Herkesin Mushaf yazımında bu Mushafları esas almasını ve onlara uymasını emretti. Hz. Osman’ın yaptığı çalışma ve verdiği talimat sahabelerce de kabul görüldü. Ayrıca, Hz. Ali de yapılan bu çalışma ve talimata destek vererek; “Eğer Osman bu işi yapmasaydı ben yapardım” ifadesini kullanmıştır. Hz. Osman’ın merkezlere gönderdiği Mushaf sayısı beştir. Mushafların her birinin imla ve yazım farklılığı kaynaklarda bahsedilirken Mushaf’ın bulunduğu yer zikredilerek söz edilmiştir. Bunlar Mekke, Medine, Kûfe, Basra ve Şam’a gönderilen Mushaflardır. Bu Mushafların her biri gönderildikleri merkez ve çevre için İmam Mushaf olarak bilinmekte, çünkü yeni Mushaf yazımında bu Mushafları esas almaları gerekmektedir. Merkezlere gönderilen beş İmam Mushaf’tan ayrıca, Hz. Osman için yazılan İmam Mushaf vardır. Bununla beraber Hz. Osman’ın yazdırmış olduğu Mushaf sayısı altıyı bulmaktadır. Ancak bu Mushafların bugün nerede oldukları ve bazılarının günümüze ulaşıp ulaşmadıkları konusunda tereddütler bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan Hz.Osman’a ait Mushaflar üzerinde inceleme yapan Dr. Tayyar Altıkulaç’a göre, bu Mushafların Hz. Osman’ın Mushaflarından veya onlardan yazılanlardan olduğunu, ilk Mushafların savaşlar, yangın ve afet gibi olaylardan dolayı zayi oldukları veya kayıp oldukları kanaatini taşımaktadır.

Bugün Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan ve 1914 yılında Şam Emeviye Cami’inden getirilen yaklaşık iki yüz elli bin üzerindeki kûfi hatlı Erken İslam dönemi Kur’ân-ı Kerîm sayfaları, “Şam Evrakı” olarak müze kayıtlarına geçmiştir. Vahyin yazıya geçirilmesi ile oluşturulan Kur’ân metninin ve bu metnin içerdiği bilgilerin eksiksiz ve tam olarak tespitini, okuma sırasında da gerek dil bilimcilerin, gerekse sanatkârların emek ve uğraşları sonucu gelişmiş ve mükemmelleşmiştir. Bu dönem sanat ve tarihini yansıtan bu sayfalar oldukça önemlidir. İlk nüshadan yapılan kopyalarla başlayan Kur’ân yazımlarında, tek renk, özellikle de kahverengi mürekkep kullanılmıştır. Şekilleri birbirine benzeyen veya aynı olan harflerin doğru olarak okunmasını sağlayan bu dönem Kur’ânları için ilk ciddi çalışmalar, Ebü’l Esved tarafından yapılmıştır. Kur’ân’ın doğru okunuşunu gösteren, esas metin mürekkebinden ayrı bir renk ile yuvarlak noktalar şeklinde harflerin altlarına veya üstlerine konulduğunu gördüğümüz bu harekelerin esas kaynağı Süryani veya İbrani alfabesidir. Kûfi hatla yazılmış Erken Dönem Kur’ânlarındaki süslemelere özellikle sure başlarını, ayet sonlarını, beş ve on ayet sonunu belirtmek ve okumayı kolaylaştırmak amacı ile başlanmıştır. Cüzlerin başlangıç ve bitişlerinde, bazen tek sayfaya, bazen karşılıklı sayfalara yapılan tezhiplerde kullanılan motif ve temalar, dönemin bütün sanat ürünlerindeki bezemelerle benzerlik gösterir. Kur’ân-ı Kerîm tezhiplerinde altın yaldız ve kahverengi mürekkebin yanı sıra bazen renkli boyaların kullanıldığı da görülür. Bu döneme ait olup ve sergide yer alacak olan 457 envanter nolu Hz. Osman Mushaf’ı, ceylan derisi üzerine siyah mürekkep ve kûfi hatla yazılmıştır. 1912 yılında Ayasofya’da bulunan I. Mahmut Kütüphanesi’nden gelen Mushaf üzerinde Osmanlı Padişahı I. Mahmut’un (1730-1754) vakıf mührü bulunmaktadır. Mushaf’ın 438. varağından sonraki son yaprağının yüzünde (otuz yılında onu Osman b. Affan yazdı) ibaresinin yazılı olduğu tespit edilmiştir. Bu ibareye göre Mushaf bir sahabenin (Hz. Osman’ın) kaleminden çıkmıştır ve I. (VII) yüzyılın ilk yarısına aittir. Yine bu döneme ait 556 envanter numaralı Kur’ân cüzü, ceylan derisi üzerine, kahverengi mürekkep ve kûfi hat ile yazılmıştır. Erken Dönem Kur’ânlarında görülen yatay dörtgen şeklindeki sayfa düzeni bu eserde de görülmektedir. Ebul Esved’in başlattığı usulde yazılmış olan Kur’ân metninde, harflerin noktaları tek veya iki diyagonal çizgi ile harekeler ise kırmızı noktalarla gösterilmiştir.

Kitaplarda kullanılan kûfi yazısı, 10. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika ve Endülüs ile onun doğusunda bir süre daha kullanılmış, daha sonra Bağdat şehrinde yerini, yeni şekillendirilen yazı türlerine bırakılmıştır. Konya Alaaddin Türbesi’nden gelen 454-456 envanter numaralı Kur’ân ve 555 envanter numaralı Kur’ân cüzü doğu kûfi yazısı ile yazılmıştır. 11. yüzyıldan itibaren batıya göç eden Selçuklu Türkleri, Orta Asya ve İran topraklarında yüzyıllardan beri süregelen sanat geleneklerini, süsleme unsurlarını, batıya doğru taşımışlar, bunları yeni bir sentezden geçirerek Kur’ân süslemelerinde kullanmışlardır. Bu döneme ait 437-439 envanter numaralı üç cilt halinde hazırlanan Kur’ânlar, az aharlı kâğıt üzerine siyah ve kahverengi mürekkeple yazılmış. Sure başları zemini rumi ve palmetlerle zenginleştirilmiş, kıvrım dallarla süslenmiş ve altın yaldızlı bir bezeme üzerine doğu kûfisi ile yazılmıştır. Abbasi Devleti’nin, Cengiz Han’ın torunu Hülagu tarafından ortadan kaldırılması ve Büyük Selçuklu Devleti’nin de parçalanması döneminde Bağdat’ta bulunan ve Sultanların Hattatı olarak bilinen Yakut el-Mustasimi tarafından yazılan 507 envanter numaralı Kur’ân, kalın aharlı kâğıt üzerine siyah mürekkep ve harekeli Mesih hat ile yazılmıştır. Endülüs Emevileri dönemine ait 536 envanter nolu Kur’ân Endülüsi hatlı yazısı ve renkli harekeleri ile 12. yüzyılda Kuzey Afrika ve İber yarımadasında hüküm süren Murabit veya Muvahhitler döneminde yazılan bölge Kur’ânlarının tüm özelliklerini taşımaktadır. Gırnata’da Nasiriler dönemine ait 359-360 envanter nolu Kur’ân, ceylan derisi üzerine kahverengi mürekkep ve mağribi hat ile yazılmıştır.

Kitaplarda kullanılan kûfi yazısı, 10. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika ve Endülüs ile onun doğusunda bir süre daha kullanılmış, daha sonra Bağdat şehrinde yerini, yeni şekillendirilen yazı türlerine bırakılmıştır. Konya Alaaddin Türbesi’nden gelen 454-456 envanter numaralı Kur’ân ve 555 envanter numaralı Kur’ân cüzü doğu kûfi yazısı ile yazılmıştır. 11. yüzyıldan itibaren batıya göç eden Selçuklu Türkleri, Orta Asya ve İran topraklarında yüzyıllardan beri süregelen sanat geleneklerini, süsleme unsurlarını, batıya doğru taşımışlar, bunları yeni bir sentezden geçirerek Kur’ân süslemelerinde kullanmışlardır. Bu döneme ait 437-439 envanter numaralı üç cilt halinde hazırlanan Kur’ânlar, az aharlı kâğıt üzerine siyah ve kahverengi mürekkeple yazılmış. Sure başları zemini rumi ve palmetlerle zenginleştirilmiş, kıvrım dallarla süslenmiş ve altın yaldızlı bir bezeme üzerine doğu kûfisi ile yazılmıştır. Abbasi Devleti’nin, Cengiz Han’ın torunu Hülagu tarafından ortadan kaldırılması ve Büyük Selçuklu Devleti’nin de parçalanması döneminde Bağdat’ta bulunan ve Sultanların Hattatı olarak bilinen Yakut el-Mustasimi tarafından yazılan 507 envanter numaralı Kur’ân, kalın aharlı kâğıt üzerine siyah mürekkep ve harekeli Mesih hat ile yazılmıştır. Endülüs Emevileri dönemine ait 536 envanter nolu Kur’ân Endülüsi hatlı yazısı ve renkli harekeleri ile 12. yüzyılda Kuzey Afrika ve İber yarımadasında hüküm süren Murabit veya Muvahhitler döneminde yazılan bölge Kur’ânlarının tüm özelliklerini taşımaktadır. Gırnata’da Nasiriler dönemine ait 359-360 envanter nolu Kur’ân, ceylan derisi üzerine kahverengi mürekkep ve mağribi hat ile yazılmıştır.