Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Türk Giyim Tasarımının Tarihi Kaynakları

Prof. Önder KÜÇÜKERMAN
Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Başkanı

1729 yılında yapılan "Surname-i Vekbi"den, sultana ait atlar ve görevli giyisilerinden bazı örnekler

1729 yılında yapılan "Surname-i Vekbi"den, sultana ait atlar ve görevli giyisilerinden bazı örnekler

Anadolu, tarihin ilk günlerinden bu yana giyim tasarımı ve tekstil açısından zengin doğal kaynaklara sahip olmuştur. Bu kaynaklar yardımıyla her türlü giyim için gereken her malzeme ucuz olarak sağlanabilmiştir. Ayrıca Anadolu, coğrafi konumundan ötürü, doğu-batı-kuzey-güney yönlerindeki dört değişik üretim ve tüketim zincirinin bağlantısının sağlanmasında önemli bir düğüm noktası görevini yapmıştır. Bu nedenle tarih boyunca önemli ulaşım, ticaret ve kültür akımlarının tam ortasında bulunmuştur. Birçok bölge ve şehir bu uzun süre boyunca giyim sanayii konusunda ayrı ayrı özellikler taşıyan ürünleriyle rekabet gücüne sahip olmuştur. 

Öte yandan Anadolu, yine dört bir yandan gelen göçlerle her zaman zengin bir kültürel kimlik taşımış ve bu yönde özgün ürünlere sahip olmuştur. Ama tekstil ve giyim ürünleri, hem zengin kültür miraslarıyla, hem de rekabet gücüne sahip olan üretimiyle, Anadolu'da neredeyse birer giysiden daha çok, görsel bir iletişim dili biçimine dönüşmüştür. 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, giyim önemli bir tasarım öğesi olarak kabul edilmiştir. Hatta tekstil ve giyim, özellikle bu iletişim dili açısından üzerinde çok durulan ve devlet düzeyinde titizlikle denetlenen bir konu olmuştur.

Bugünkü anlamıyla "Moda" demek olan "Kıyafet"in üretiminin planlanması, normların, kalitenin, fiyatın denetlenmesi, tasarımın yönlendirilmesi amacıyla her zaman en üst düzeyde girişimler sürdürülmüştür. Bir anlamda üretim ve tüketimin dengede tutulması için sistemler geliştirilmiştir. Ancak 1800'lü yıllarda, batıdaki Sanayi Devrimi'nin ülkeye girişi ile yine önce asker sonra halkın giyim tasarımının değiştirilmesi ise dolaylı olarak dokuma ve giyim sanayii açısından büyük ve karmaşık projelerin de başlatılmasını gerektirmişti. 

İşte bu nedenledir ki ülkedeki büyük sanayileşme hareketinin ilk girişimleri de 19. yüzyılda dokuma ve giyim konusunda başlatılmıştı. Başta İstanbul olmak üzere birçok bölge bu yönden desteklenmiş, dönemin en gelişmiş fabrikaları kurulmuş, giyimdeki yenilikler ülkede yaygınlaştırılmıştır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine geçildiğinde de aynı yöndeki sanayileşmenin geliştirilmesi için çok yönlü destekler sağlanmış, giyim değişiklikleri yapılmış ve bu yöndeki yatırımlara devlet yine öncülük yapmıştır.

19.yy.'da kullanılmış olan ipek gelin kıyafeti (Sadberk Hanım Müzesi, Envanter No : 1788-K.294 ab)

19.yy.'da kullanılmış olan ipek gelin kıyafeti (Sadberk Hanım Müzesi, Envanter No : 1788-K.294 ab)

Yukarıda çok kalın çizgilerle belirtilen uzun geçmişin sonucunda, Anadolu'nun hemen her bölgesi kendi kaynaklarından elde ettiği gelenekleriyle birer tekstil potansiyeli oluşturmuştur. Bu potansiyel içinde, kültürel özellikleri ağır basan küçük ölçekli üretim yanında, en ileri düzeyde ve uluslararası normlarda rekabet gücüne uzanan geniş kapsamlı ve uyumlu bir üretim sanayii zinciri elde edilmiştir. Öte yandan Anadolu'nun binlerce yıllık geleneklerine dayanan bir görsel dil hazinesi olan dokuma ve giyim sistemleri, bugünkü anlatımla, her an değerlendirmeye açık, uluslararası ortamın normlarına etkili olabilecek çok zengin bir moda ve tasarım kaynağı ansiklopedisi gibidir. 

İSTANBUL'DA KUMAŞ ÜRETİMİ VE KIYAFET DENETİMİ 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde insanların değişik özelliklerine göre tanımlanmasında, giyim sistemi çok önemli bir görsel iletişim dili olarak kabul edilmiş ve bu yönde tanımlamalar ve tasarımlar gerçekleştirilmiştir. Bu ilkeler öylesine kesin olarak uygulanmaktaydı ki, belirlenen tasarım üzerinde herhangi bir şekilde yapılan en küçük bir değişiklik bile hemen uyarılmaktaydı. 

Bu ilgi çekici durumu görebilmek için, kumaş üretimi ve kıyafet denetimi ile ilgili kararlar ve bu düzenlemeler hakkındaki belgelerden birisini izlemek yeterlidir. Örneğin, 1564 yılında, İstanbul'daki kumaş tezgahlarına ait bir karar şöyledir

...Adı geçen büyük şehirde altın veya gümüş telle dokuma yapılan, sırmalı ve gümüş telle kumaş ve kumaş işlenen tezgahlar çoğalarak, bunların sayısı kontrol altına alınamaz duruma gelerek, bu tezgahlarda dokunan kumaşlar değiştirilerek, ibrişimleri düzeltilmeyerek çeşitli hile ve dalavereye girişmişlerdir. Bu doğrultuda bir takım şeylerin geciktirildiği belirlenip yüce fermanımla bildirilmiştir. Üç yüz on sekiz tezgah tespit edilmiş ve adı geçen tezgahların sahiplerinden, yararlı olan ve güven veren üstatlardan yüz adet tezgah belirlenerek, sürekli olarak kabul edilenlerin kaldırılmamasını emir buyurdum ve Dergah-ı Muallam çavuşlarından Şücca Zeyd Kadir'e verilmesini emrettim. 

Bu konuya özellikle büyük bir dikkat ve özenle bizzat kendin gözleyesin. Adı geçen tezgahların sahiplerinden kiracı olup, tezgah karşılığında akçe ile kira verenlerin dışında, mal sahibi olup, güven veren üstatlardan yüz tezgahı belirleyip, bunların nerelerde bulunduğunun, sahiplerinin isimlerini yazarak bir defter oluşturup, imzalayıp makamıma göndersin. 


Ayrıca geri kalan ne kadar tezgah varsa tamamını kapatıp, adı geçen kumaşların düzeltilmesi ve korunması için, kararlaştırılan tezgahlarda işlenen altınlı kumaşlara devlet hazinesine ait damga vurulsun. Damgasız olanların alınıp satılmasına izin vermeyip, bilirkişi kabul edilen silahdarlarımdan Çerkes Hüseyin gözetiminde "seraser" denilen altın veya gümüş telle dokunmuş kıymetli kumaşın işlenip tamamlandıktan sonra otuz beş altından aşağı alınıp satılmasına izin vermeyesin. Tamamını, yukarıda adı geçen çavuşuma damgalatıp damgasız olanları sattırmayasın ve bundan sonra bu "Hükm-ü Hümayun"umu sicil defterine kaydettirip, aksi davranışlara izin vermeyesin. Bunu böyle bilesin.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA GELENEKSEL GİYİMİN DEĞİŞİMİ VE MODA

Çuha: Her Zaman Çok Aranılan Bir Kumaş 
Kelime anlamı yünlü dokuma, yünlü dokumadan yapılan giysi olan çuha, yüzyıllar boyunca hem yerli olarak üretilmiş, hem de ithal edilmiştir. Çuha, çoğunlukla cepken, yelek, çakşır, kaput gibi erkek giysilerinde kullanılmıştır. Öte yandan, Avrupa'dan İngiliz ve Fransız tüccarlar tarafından ithal edilen kumaşlar, deniz yoluyla İstanbul'a taşınıp çuhacı esnafına devlet kontrolü ile satılmaktaydı. Böylece çuha ve çuhadan yapılmış elbiselerin satışında haksızlığın önüne geçilmekteydi.

19.yy.'da kullanılmış olan "Canfes Üçetek"  (Sadberk Hanım Müzesi, Envanter No : 2654-K.72)

19.yy.'da kullanılmış olan "Canfes Üçetek"  (Sadberk Hanım Müzesi, Envanter No : 2654-K.72)

Askeri giyimde kullanılan çuha ihtiyacı ise yeniçeriler döneminden bu yana belirli sistemlere bağlanmıştı. Başta yeniçeriler olmak üzere, bütün kapıkulu askerlerine kişi başına on arşın çuhadan oluşan bir kat giyim verilirdi. Selanik'te dokunan mavi renkli bu asker çuhaları, İstanbul'da Beyazıt'taki Darphane'nin bulunduğu "Simkeşhane"deki ambarlarda bulundurulmaktaydı. Askere çuha dağıtımı, bir gelenek olarak her yıl ramazanda kadir gecesi başlar, üç gün sürerdi. Görevleri İstanbul'a uzak olan yerlerdeki askere de çuha yerine para olarak değeri ödenirdi. Bunun adı "Çuha beha" idi. Ayrıca çuha ile birlikte astarlık bez, sarıklık tülbent ve donluk, gömleklik bez dağıtılırdı. Yüzyıllar boyunca, şehir ve kasaba delikanlıları arasında da bir kat çuha elbiseye sahip olmak önemli bir olaydı. Hatta yaşlı, dul, zengin İstanbul yosmalarının, yalın ayaklı, yarım pabuçlu, kaşı gözü yerinde, eli ayağı düzgün ve bıçkın takımından delikanlıları elde etmek için, onlara bir elmas "gül yüzük", gümüş yahut altın "koyun saati" armağan edip ve mutlaka da çuha elbise "kestirip diktirdiği" bilinmektedir.

Çuha üretimi açısından ülkenin geleneksel sanayii ile Avrupa'daki sanayii devriminin yeni ve kaliteli ürünleri arasında daima bir rekabet bulunmaktaydı. Yerli olanlar genellikle Ankara, Tosya, Koçhisar ve Selanik'ten sağlanmaktaydı. Avrupa kaynaklı olanlar ise İngiliz "Londura", Fransa'nın Paris ve Carcassone bölgesinde üretildiği için "Karkaşone", İtalya, Floransa'dan gelen "Florentin" olarak iç piyasada bilinmekteydi.

Aslında bu büyük ticaretin geniş ve çok yönlü bir düzenlemeyle gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılıyor. Örneğin Fransız olanın İngiltere'de Hollanda malı olanın birçok ülkede taklit edilerek ithal edildiği bilinmektedir. 18. yüzyıl başlarında Carcassone'da, büyük bir kısmı Doğu Akdeniz için üretim yapan otuz üçü önemli boyutta, yüz elli çuha fabrikası bulunduğu anlaşılmaktadır .

Gerçekte başlangıçta askeri açıdan bir yenilik olarak ortaya çıkmış bulunan "Yeniçeri" sistemi zaman içinde dokuma ve giyim sanayi açısından ilginç gelişmelere de neden olmuştur. Yeniçerilerin giysilerinde çeşitli özellikler bulunmaktaydı. Örneğin törenlerde, alay başlığı olarak kullanılan başlık "Kalafat" olarak isimlendirilmişti. Aslında kalafat günlük hayatta her kademedeki herkesin giydiği, çuhadan yapılan, paralel dilimli ve üstü geniş bir başlıktı ve üzerine de yine paralel ve dilimli tülbentler sarılmaktaydı.