Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki Necef Eserler

Emine Bilirgen

Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Bölümü Uzmanı 

Binlerce yıldır saflığın, uzay sonsuzluğunun, azim ve sabrın sembolü olarak kabul edilen necef, pek çok uygarlık tarafından hem mücevher olarak kullanılmış, hem de işlenerek birbirinden değerli eşyalara malzeme olmuştur. 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı kuyumculuğunda da ismi geçmeye başlayan necefi ve Osmanlı Hazinesi’ndeki birbirinden değerli necef eserleri, Emine Bilirgen yazdı, Akadur Töleğen fotoğrafladı.

Mücevherli Necefli Hançer, 17.yy sonu, Mughal. Çelik, altın, necef, yakut, zümrüt. Uzunluk: 35 cm. TSM 2/166. 

Mücevherli Necefli Hançer, 17.yy sonu, Mughal. Çelik, altın, necef, yakut, zümrüt. Uzunluk: 35 cm. TSM 2/166. 

Osmanlı Saray Hazinesi’ndeki necef koleksiyonundan bazı örnekleri tanıtmadan önce necef taşı hakkında genel bir bilgi vermek uygun olacaktır. Gemolojide (değerli taşlar bilimi) kaya kristali olarak adlandırılan doğal kristal (necef), kuvars grubundan yarı değerli bir taştır. Osmanlı kayıtlarında billur olarak da geçen taşa necef denmesinin nedeni o dönemde Irak’ta Kule yakınlarındaki Necef kentinden getiriliyor olmasıdır. Necefin yer aldığı kuvars grubu taşlar çok güçlü bir kristal iskelet yapısına sahiptir. Bu yapı onları son derece sert ve dayanıklı kılar, yarılmalarını önler. 

Kuvarsın sert yapısı aynı zamanda değerli taşların düşmanı olan aşındırıcı bir unsurdur. Dolayısıyla mücevher taşlarının sertlikleri kuvarstan daha fazla veya daha az olmak üzere ikiye ayrılabilir. Mohs ölçeğine göre, kuvarsın sertlik derecesi 7, elmasınki ise 10’dur. Taşın oldukça sert olduğu düşünülürse necef işletmeciliğinin üstün bir yetenek ve tecrübe gerektirdiği açıkça anlaşılır. 

Kuvars oldukça saf bir mineraldir. Ancak binde bir oranından daha az miktarda değişik bir element içermesi bile renk oluşumunu etkiler. Bazı türlerinde ısı ve röntgen ışınları da rengi değiştirebilir. Mücevher olarak kullanılan necef, ametist, yeşil kuvars, sitrin, morion, dumanlı kuvars ve pembe kuvars başlıca kuvars çeşitleri arasında yer almaktadırlar.

Necef Şekerlik, 17.yy, Avrupa yapımı, Necef, gümüş, altın, yakut, mine. 13x26x21 cm. T.S.M. 2/11

Necef Şekerlik, 17.yy, Avrupa yapımı, Necef, gümüş, altın, yakut, mine. 13x26x21 cm. T.S.M. 2/11

Kuvars, yarı değerli taşlar arasında erken çağlardan buyana en fazla sevilmiş malzemelerden biri olmuştur. Renkli çeşitlerinin yanında özellikle renksiz, necef türü berrak kuvars, saydam görünüşü ile insanları etkilemiştir. Erken dönemlerden bu yana insanlar çoğunlukla boncuk, mühür veya tılsım olarak kullandıkları neceften daha sonraları çeşitli kaplar, heykelcikler gibi eşyalar yapmışlardır. Düzgün kristal yapısından gelen olağanüstü saydamlığı taşa birçok gizemli anlamlar yüklemiştir. İlkçağlarda necef kürelerden geleceği okumaya çalışan falcıların devamını günümüzde de görmekteyiz. 

Necef objelerin en erken bazı örnekleri İsviçre, Fransa ve İspanya’da tarih öncesi diğer kalıntılarla birlikte bulunmuştur. Mısır’da bulunan bir grup silindir mühür ve bezemeli bir necef tılsım taşı MÖ 4000 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu’daki erken örneklerden ikisi ise Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde korunan1 ve MÖ 3000 yılının ikini yarısına tarihlenen necefli kolye ile Tarsus’ta bulunup Adana Müzesi’nde korunmakta olan ve MÖ 14-15.yüzyıllara tarihlenen necef tanrı heykelciliğidir.2

Necef Yazı Kutusu, 16.yy ikinci yarısı, Osmanlı. Yakut, elmas, zümrüt, kağıt. 28x10x8 cm. T.S.M. 2/22 (Hazine-i Hümayun kitabı, s42). 

Necef Yazı Kutusu, 16.yy ikinci yarısı, Osmanlı. Yakut, elmas, zümrüt, kağıt. 28x10x8 cm. T.S.M. 2/22 (Hazine-i Hümayun kitabı, s42). 

Antik Yunan ve Roma’da yaygın biçimde mücevher olarak kullanılan necefe Yunanlılar “buz” anlamında “krystallos” adını vermişlerdir. Antik Yunan inancına göre tanrılar suyu dondurup sonsuza kadar buz halinde kalsın diye krystallosu yaratmışlardı. 

Erken 16.yüzyıl İslami kaynaklardan el yazma bir kitapta birçok mücevherin oluşumları, uğur ve faydaları hakkında ilginç görüşler yer alır. Necef (billur) oluşumu “......her şeffaf cevherin maddesi bir safi su olur ki yumuşak toprak zerreleri ile karışık olup billur ve la’l ve zümürrüd ve yakut gibi ve bazı akikler...” biçiminde açıklanmaktadır.3 

Necef dünyanın değişik bölgelerinden çıkarılmaktadır. En zengin yataklara İsviçre ve Fransa Alpleri’nde, Brezilya’da, Minas Gerais’de, Madagaskar’da, yukarı Burma ve A.B.D Arkansas’tadır. Türkiye’de daha çok Çatalca, Kazdağı ve Karacadağ’da necef yatakları bulunmaktadır. Günümüze ulaşan önemli örneklerden özellikle Fatimiler döneminde (909-1171) Mısır ve Irak topraklarında zengin necef yatakları işletildiği anlaşılmaktadır. 

Dünyanın birçok önemli müzesinde, katedral hazinelerinde Ortaçağ ve Rönesans döneminden üstün nitelikli necef eserler yer alır. Bu koleksiyonlarda Avrupa’da işlenmiş kase, vazo, kadeh, maşrapa, çekmece gibi neceflerin yanında özellikle Fatimi yapımı necef eserler de bulunmaktadır. Mısırlı tarihçi Al Makrizi (1364-1442)’nin kaydettiği 36 bin parçadan oluşan Fatimi necef koleksiyonundan günümüze sadece birkaç yüz parça örnek ulaşmıştır. 1060’tan sonra dağıtılmış olan Kahire’deki hazinenin en önemli necef örnekleri daha kaydedilir. 1204’te İstanbul’un Latinler tarafından işgalinden sonraki yıllarda da önemli birçok necef eserin Avrupa’ya ulaşmış olduğu tahmin edilmektedir.

Sakal-ı Şerif Mahfazası, 18.yy sonu. Mughal (Hint-Türk). Necef, altın, yakut, zümrüt. Çap: 7 cm. TSM 2/481

Sakal-ı Şerif Mahfazası, 18.yy sonu. Mughal (Hint-Türk). Necef, altın, yakut, zümrüt. Çap: 7 cm. TSM 2/481

ecef işleme sanatı Yakındoğu ve Avrupa’da Yunan, Miken, Roma Uygarlıklarından İslamiyet’in ilk dönemlerine ve Ortaçağ Avrupa Gotik stili ve Osmanlı saray kuyumculuğunun zengin örneklerine kadar kesintisiz izlenir. Ayrıca 16.yüzyıldan itibaren Mughal Hindistan’da necef işletmeciliği diğer kuyumculuk işleriyle birlikte üstün eserler vermeye başlar. 1046-1050 yılları arasında Kahire’yi ziyaret eden İranlı gezgin Nasır-ı Hüsrev (1003-1061) daha önceleri Kuzey Afrika’daki Qulzüm’den getirilen üstün kalitedeki neceflerin işlenişini kaydeder. İran ve Mezopotamya’da kaya kristali işleme Mısır’a göre daha zayıftır. Ancak mineraloji konusunda kitap yazan El Biruni (973-1051) Basra’nın da önemli bir merkez olduğunu belirtir. Ayrıca Çinliler ve Japonlar da yüzyıllar boyunca necefi büyük bir ustalıkla işlemişlerdir. Özellikle Japonlar, saflığın, uzay sonsuzluğunun, azim ve sabrın sembolü olarak necefe büyük değer vermişlerdir. Hindistan’da diğer birçok değerli taşla birlikte necefin de Buda’nın vücudunun bir parçası olduğuna inanılırdı. Yeni Dünya’nın keşfinden sonra ele geçen işlenmiş neceflerden İnka, Maya, Aztek Öncesi e Aztek uygarlıklarında da necefin önemli yer tuttuğu görülür. Birbirinden çok uzak coğrafyalarda, Burma ve Kuzey Amerika’daki yerli halkların vücutlarını zinde tutsun diye necefi toz haline getirip yuttukları bilinmektedir. Haçlılar tarafından Ortadoğu’dan Avrupa’ya götürülen necef küreler sihirli güce sahip oldukları inancıyla aşıra bir itibar görmüşlerdir. Geçen yüzyılın sona kadar necef küreler İrlanda ve İskoçya’da sığır hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktaydı.

Binlerce yıldır evrensel boyutta itibar görmüş necefin Osmanlı kuyumculuğunda da ayrı bir yeri vardır. 16.yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı kaynaklarında billurdan (neceften) yapılmış veya billurla süslenmiş eser adlarına rastlanmaktadır. 

Necefle ilgili bazı Osmanlı kayıtları:
TSM Arşiv, Defter 10026 yaprak 16a, Hicri 910 (1505) tarihli belge:
.....Ve bir kıt’a büyük dürr-ü necef
.....Ve bir kıt’a küçük dürr-ü necef
TSM Arşiv, Defter 5.yaprak 2a, Hicri 919 (1514) tarihli belge:
Billur kapaklı gümüş sürahi ve bardak
Gümüşlü billur kaşık
TSM Arşiv, Defter 3/2 yaprak 8a, 1514-1515’den sonraya tarihlenen belge:
Gülabdan an billur ma bend-i zer (Billurdan gülabdan altın şeritli)
TSM Arşiv, Defter 12 A-B. 1090 (1680) tarihli belge:
Yaprak 19b
Tepesi ve dibi billur üzeri yakut ve zümrüt ile murassa çubuklu buhurdan.
Karşısındaki notta: “Saadetlü Fatma Sultan’ın cihazları için verilmiştir. Sene 1121” yazılıdır. Daha sonraki dönemlerde bu defter üzerinden yapılan Hazine’i Hümayun sayımlarımda benzer notlar görülmektedir. Fatma Sultan, Sultan İbrahim (1640-1648)’in kızı ve Vezir-i Azam İbşir Paşa’nın karısıdır.
Aynı defterde yaprak 25b:
Sim üzere altun kaplama yakut ve zümrüt ile murassa billur alem. –Taht-ı Şerifin kubbesinde- Osmanlı sedef ve bağa işçiliği’nin başyapıtı olan, Sultan I. Ahmed (1603-1617)’in baldakenli bu tahtı günümüzde Hazine Bölümü I.Salonda teşhirdedir. Her yanı sayısız mücevherle bezeli tahtın kubbesindeki dört adet köşe babaları (topuzları) neceften yapılmıştır ve üzerleri zümrütlüdür. Sözkonusu eser Arife Tahtı olarak da bilinir.
Yaprak 68a:
Necef bardak ma kapak Adet 1.Kapağında bir zümrütü vardır. Bi hatt-ı Hümayun Harem-i Şerife teslim edildi. (Padişah’ın yazılı izniyle Harem’e verildi.)

Özellikle 1090 (1680) tarihli defterde bazen billur, bazen de necef olarak geçen örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu arada billur ve necef terimlerinin dışında; örneğin yaprak 58a’da: “Etrafı billur tahtalı (kesimli?) sim bendli ve müşebbek (ajurlu, kafesli) fener Adet 1. Bir beyaz sandık içinde sağır kıt’a elvan (çok renkli) cam zarfları ile memlu (süslü) zarf adet 7.”şeklinde billur (necef) ve cam eşyanın ayrı ayrı belirtildiği görülmektedir. Daha erken tarihli hazine defterlerinde de cam ve billur deyimleri ayrı eşyalar için kullanılmıştır. Buradan billur veya necef olarak kaydedilmiş malzemenin necefi anlattığı cam eşyayı içermediği sonucu çıkmaktadır. Tarihli necef örneklerden Yavuz Sultan Selim’in necef saplı hançeri ile Sultan I.Ahmed (1603-1617) kitabeli tahtın kubbe köşelerindeki necef topuz ve alemi sayılabilir. 

Buraya kadar Osmanlı belgelerindeki pek çok necef billur kaydından sadece birkaçına dikkat çektik. Özellikle 1680 tarihli Sultan IV. Mehmed (1648-1687)in düzenlettiği defterde eşyalar erken hazine kayıtlarına göre daha ayrıntılıdır. Necef eserlerin günümüze ulaşanlarını bu kayıtlardaki bilgilerle karşılaştırıp bazı değerlendirmeler yapmak mümkün olmaktadır.

Necef Çekmece, 18.yy sonu-19.yy başı, Avrupa yapımı. Necef ve altın. 44x42.5x32 cm. TSM2/38

Necef Çekmece, 18.yy sonu-19.yy başı, Avrupa yapımı. Necef ve altın. 44x42.5x32 cm. TSM2/38

Hazine-i Hümayun, büyük bir imparatorluğun hazinesi olarak Osmanlı’da üretilmiş eserler yanında dışarıdan gelmiş eşyaları da içeriyordu. Hazine kayıtlarında Hindkari, Arabi, Acemkari (İran işi), Engürüskari (Macar işi) gibi deyimlerle sıkça karşılaşılır. Bazen bu deyimler yerli veya yabancı kökenli ustaların genellikle saray atölyelerinde ürettikleri farklı üsluptaki eserleri tarif etmek için kullanılmıştır. Bu durum, necefler için de geçerlidir. Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Bölümü Koleksiyonu’nda bulunan necef eserlerin çoğunluğu Osmanlı işi olmakla birlikte az sayıda Avrupa ve Mughal (Türk-Hind) yapımı olanlar da bulunmaktadır. Osmanlı necef eserleri, diğer kuyumculuk örneklerinde olduğu gibi 16.yüzyılın başlarına kadar, Yavuz Sultan Selim’in hançerinde görüldüğü gibi daha sade, ana malzemeyi öne çıkaran bir beğeni ile yapılmışlardır. 16.yüzyılın ikinci yarısında doruğa ulaşan Osmanlı kuyumculuğu, necef eserler konusunda da en göz alıcı örneklerini üretmiştir Ancak 17.yüzyılın ortalarına doğru gerek metal eşyada gerekse diğer malzemelerden yapılan eserlerde önceki dönemlere ait örneklere göre daha sade bir üslup izlenir. 18.yüzyıldan başlayarak Batı beğenilerinin giderek artan etkisi hissedilir. Bu dönemde Mughal tarzı daha yakından tanınır ve belli ölçüde kabul görür. Ancak bütün bu akımlar içinde Osmanlı’nın geçmişten gelen kendine özgü estetik anlayışı hemen her eserde göze çarpar.

Hazinede yer alan, ele alacağımız örneklerden ilki necef Gotik maşrapadır. Tek parça neceften oyulmuş gövde ve kapağı dikey hatlarda hafif fasetalı maşrapanın boyun kısmını çeviren kabartma bordürler ve köşeli kulbu 15.yüzyıl Gotik eserlerin karakteristik özelliklerindendir. Ejder biçiminde emziği, ağız ve kapak çemberleri ile ayağı gümüş üzerinde altın yaldızlıdır. Ayak daha geç dönemde eklenmiş görünmektedir. Burgun (Güney Fransa) işi olan eserin hazineye ne zaman geldiği bilinmemektedir. (resim 2) 

Gövde, ayak ve kulbu tamamen neceften yapılmış olan Barok stildeki necef sürahinin Batılılar tarafından Osmanlı Sarayı’na sunulduğu tahmin edilmektedir. Ek yerleri, gümüş granüledir. Necef yüzeyler kulbun dışında kazıma dal, yaprak desenlidir. Gövdeye göre orantısız biçimdeki kıvrımlıkulpun üzeri yivlidir. Ayak çapı ve kulpun ağırlığı sürahiye dengesiz bir görünüm verir.  (resim 4)

Sakal-ı Şerif Mahfazası, 16.yy ikinci yarısı, Osmanlı. Necef, altın, yakut, zümrüt. Yükseklik: 8 cm, çap: 4.5 cm. T.S.M. 2/4735

Sakal-ı Şerif Mahfazası, 16.yy ikinci yarısı, Osmanlı. Necef, altın, yakut, zümrüt. Yükseklik: 8 cm, çap: 4.5 cm. T.S.M. 2/4735

17.yüzyıl Geç Rönesans kuyumculuğu ve özellikle gövde üst bölümünde Rokoko stilini anıran yüzey süslemesi ile ilginç bir eser olan necef şekerlik İtalyan ve Fransız yapımıdır. Şekerliğin sekiz dilimli gövdesi, ayağı ve iki kulbu neceftendir. Gövdenin dış yüzeyi oyma ile üstte akantus yaprakları, ejder-kuş, motifleriyle yoğun biçimde desenlendirilmiştir. Dibinde ince tarama hatlarıyla dalgalar arasında kanatlı deniz canavarları betimlenmiştir. Ejder biçiminde sonlanan iki kulbun ekyerleri ile ayak çemberi altın yaldızlı gümüştür ve üzerlerinde mineli, düz kesim yakutlu altın paftalar sıralanır. Bu şekerliğin 1600 civarına tarihlenen Çekoslavak yapımı tek kulpu bir benzeri Paris Museum National d' Histoire Naturelle'de 7.58 numara ile kayıtlıdır. (resim 5) 

Osmanlı Sarayı'nda 16. yüzyıl başlarından 17. yüzyıl ortalarına kadar necef eşyanın yoğun biçiminde kullanıldığını görüyoruz. Tek parça neceften oyulmuş, gövdeye tutturulmuş “S” biçimindeki necef kulpu necef maşrapa hazinede yeralan diğer bir eserdir. Bu tip şişkin karınlı, dar ve düz boyunlu maşrapalar özellikle 15.yüzyıl Timurlu döneminde çok yaygındı. Yeşim, metal ve çini örneklerin de yapılan bu form, 16.yüzyıldan itibaren Osmanlılar tarafından da benimsenmiş, seramik, yeşim ve metalden de aynı formda maşrapalar yapmışlardır. Maşrapanın boyun ve gövdesinde dikey hatlarla yivler oluşturulmuştur. Bu formda bütünüyle neceften yapılmış bilinen tek örnek olmasından dolayı önem taşır. (Resim 6)

15. yüzyıl Gotik tarzı Burgon yapımı mücevherli Necef maşrapa, 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Saray Kuyumcuları tarafından altın ve mücevherler ilaveleri ile zenginleştirilmiştir. Kapak ağzı, boyun bordürü, on kenarlı ayağı ve gövde üzerindeki kıvrımlı plakalar altındır. Üzerleri düz kesim zümrütlerle süslü bu plakalar arasında kalan necef yüzeylerde altın gül yuvalı yakutlar sıralanır. Benzer süslemeler boyun ve ayakta da görülür. Kapak tepeliğinde iri bir zümrüt vardır. Boynun içine ajurlu ve ortasında büyük bir yakutu olan süzgeç yerleştirilmiştir. Bütün altın yüzeyler hafif kazıma, bitrkisel desenlerle süslüdür. Mücevher taşların kesimi, yuva biçimleri yerleşim düzenleri ve altın yüzeylerdeki zemin değerlendirme üslubuyla eser 16.yüzyılın ikinci yarısı Osmanlı kuyumculuğunu yansıtır. Maşrapanın Saint Petersburg Ermitaj Müzesi'ndeki 15.yüzyıl Burgon-Fransız yapımı benzerinde, 17.yüzyılda Alman kuyumcuların yaptığı mücevher ve altın ilaveler görülür. (resim 7). 

Türk ve Balkan dünyasında Ortaçağ'dan beri bilinen deri mataraların formunda yapılmış mücevherli matara neceften oyulmuştur. Sekizgen gövdenin üst ve alt bölümleri altındır. Eseri sağlamlaştırmak için gövde içinde tepeden tabana dikey inen altın bir çubuk vidalanmıştır. Necef yüzeyler 16.yüzyıl sonu-17.yüzyıl başı Osmanlı kumaş desenlerini andıran kompozisyonda bükümlü altın tellerle madalyonlara ayrılmıştır. Madalyonlarda, altın gül yuvalı zümrüt ve yakutlardan çiçek düzenlemeleri yer alır. Kazıma ile rumi, hatayi ve çiçek desenli altın yüzeyler kare, dikdörtgen yuvalı yakut, zümrüt ve elmaslarla süslüdür. 17.yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı minyatürlerinde bu tip mataraları görmekteyiz. Padişahın içme suyunu taşımak için çeşitli formda ve farklı malzemeşerden yapılan mataraları Çuhadar Ağa taşırdı. Çuhadar Ağa Silahdar Ağa ile birlikte Sultanın hemen yakınında yer alırdı. (resim 8)

Hazineye kayıtlı başka bir necef eser de mücevherli yazı kutusudur. Tabanı, içi ve ayrıtları altındır. Üstü ve yan yüzeyleri necef plakalardan oluşur. Necef plakaların altına mavi, siyah, kırmızı ve altın yaldızla tezhiplenmiş kıvrım dallar ve hatayi motifli beyaz kağıtlar yerleştirilmiştir. Altın ve necef yüzeylerde değişik boyutta kabaşon, gül kesim veya düz yakutlar ile zümrütler yer alır. İki bölmeli kalemlik ve rıhdanı da altındır. Üzerleri kazıma desenlerle dekorludur. Üç kapaklı mürekkep hokkalarının üstünde savat tekniği ile louşturulmuş ince desenler bulunmaktadır. Hokka kapaklarında elmas ve yakutlar vardır. Kapak küçük bir halkaya zincirle tutturulmuştur. Yazı bütün Osmanlı sanatları içinde en önemlisi idi. Padişahların yakından ilgilendikleri ve kendilerinin de uyguladığı yazı sanatında bazıları ustalık derecesinde idiler. Sultan II. Ahmed (1703-1730) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) yazı sanatı ile uğraşan padişahların en ünlüleridir. Bu tip yazı kutuları bizzat sultan tarafından muhafaza edilir, hükümranlık sembollerinden biri olarak elçi kabulleri sırasında Arz Odası’ndaki tahtın yanında bulundurulurdu (resim 9). 

Hz. Muhammed’in yakınları peygamber traş olurken sakalından kestiği kılları mübarek sayıp saklamışlardı. İslam dünyasında pek çok yerde sakal-ı şerifler değerli mahfazalar içinde korunur. Cami, türbe, dergah gibi mekanlardan başka saraylarda, zengin konaklarında da bu tür mahfazalar içinde saklanan sakal-ı şerifler dualarla belirli günlerde özel olarak ayrılmış odalarda ziyaret edilirdi. Topkapı Sarayı Hazinesi’nde sakal-ı şerifler dualarla belirli günlerde özel olarak ayrılmış odalarda ziyaret edilirdi. Topkapı Sarayı Hazinesi’nde sakal-ı şerif mahfazaları arasında neceften yapılmış olan örnekler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, sekizgen gövdeli, kubbe biçimli kapağı altın kakmalar ve altın gül yuvalı yakut ve zümrütlerle bezelidir. İçindeki küçük altın kadeh katranla doldurulup ortasına Hz. Muhammed’in sakalından bir kıl tutturulmuştur (resim 10).

Diğer mahfaza ise oval formludur ve dış yüzeyleri Hindistan kuyumculuğuna özgü “kundan” tekniğinde altın, kakma, kabaşon yakut ve zümrütlerle bezelidir. İçinde 4’er cm uzunlukta silindirik iki adet altın kutu vardır ve üzerleri altın minelidir (resim 11). 

Saray Hazinesi’nde benzer işçilikte ve boyutlarda necef çekmeceler de mevcuttur. Sözkonusu çekmecelerin diplomatik hediyelerden olduğu düşünülmektedir. Bu tip çekmecelerde din dışı eşyalar korunduğu gibi özellikle Ortaçağ’dan beri bazı röliklerin de saklandığı bilinmektedir. Bu eserlere örnek olarak Hazine’de 2/38 numara ile kayıtlı necef çekmeceyi ele alabiliriz. Değişik boyut ve biçimlerdeki necef paftaların etrafı ve çekmecenin ayrıntıları altın yaldızlı bronzdur. Üstten açılan kapağın ortasında uzun yaprak motiflerinden oluşan bir süsleme vardır. Çekmecenin alt ve üst çerçeveleri oyma-kabartma istiridye kabuğu ve yaprak sıralarından meydana gelmiştir. Altın yaldızlı düz yüzeylerde kazıma ile ince bitkisel desenler görülür. Necefleri çevreleyen bordürlerin de üzeri kabartma motiflidir. (resim 12) 

Yüzyıllarca, başta Osmanlılar olmak üzere İslam hükümdarları Mekke ve Medine halkına para, yiyecek, kutsal mekânlara da değerli hediyeler ve mücevherler göndermişlerdir. Sürre alayı ile giden ve özellikle Hz. Muhammed’in kabrinde önemli bir hazine oluşturan bu hediyelerin en görkemlileri Osmanlı eserleri idi. Sultan I. Ahmed’in (1603-1617) peygamberin kabri için yaptırıp gönderdiği necef kandil askı da bu eserlerden biridir. Kabartma ile değişik çiçek motifli karnı şişkin, boyun kısmı dardır. Gövde üzerinde farklı boyutta altın yuvalı yakut ve zümrütler yer alır. Altın boğum yeri ve ayağında da benzer bezeme görülür. Boyun kısmındaki kabartma lale motifinin ortası deliktir. Huni biçiminde üzeri kitabeli ağız çemberi ile zinciri gümüştür. Kitabesinde şöyle yazmaktadır: 

Kıymeti bin altın
Hazret-i Sultan Ahmed evvel Muhibbi Mustafa
Merkadine Hazrettin vâz etti kandili Hüdâ
Nurdur bir kıt’adur reşk eyler âfitab ona
Yüz sürer ol Hâk-ı payı Hazrete subh-u mesa
Hak çerağu devletin Ruşen ede Han Ahmedin
Kim vire alemlere kandil-i bahş ziya

Son derece dindar bir kişi olan Sultan I. Ahmed, Mekke ve Medine’deki onarımlarla çok yakından ilgilenmiş, büyük paralar sarfetmiştir. Necef kandil askı, I. Dünya savaşı sırasında yağmadan korumak için daha önce gönderilmiş birçok eserler birlikte Hicaz Muhafızı Fahrettin Türkan Paşa tarafından İstanbul’a gönderilmiş ve Hazine’ye konmuştur. (resim 13) 

Hazinedeki diğer bir mücevherli ve necefli altın askı alem biçiminde formuyla dikkat çekmektedir. Ön yüzünde alçak kabartma yaprak motifleri, değişik boyutta ve kompozisyonlarda yakut, inci, firuze dizileri yer alır Aralardaki iri neceflerin altları renkli foyalıdır. Alt ucundaki lale biçimli çıkıntısında ortada bir safir vardır. Safir kullanımı günümüze ulaşan Hazine eşyası arasında çok nadir olduğundan bu askı ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Gümüş bir zincire asılı eserin arka yüzü yüksek kabartma ile zengin bitkisel motiflidir. Bu askı da Medine eşyası olup İstanbul’a geri getirilen eserlerden birisidir (resim 14). 

Topkapı Sarayı’ndaki necef eserlerden en göz alıcı olanlarından biri de mücevherli necef hançerdir. Hançerin kını, balık pulu biçiminde sıralanmış altın çerçeveli necef paftalarla kaplıdır. Benzer bezemeye sahip kabzanın tepesinde kabaşon iri bir yakut vardır. Ortaları yakutlu necef paftaların aralarında lotus biçimli yuvalarda küçük zümrütler yer alır. Üzeri taşsız necef pulların alt yüzeylerinde kabarcık görüntüsü veren foyalı yuvarlak birer oyma bulunur. Kabza ve kın ağzında çemberlerde de yakutlar sıralanır. Genellikle elmas, yakut, zümrüt gibi taşlarla arada boşluk bırakmaksızın yapılan bu tarz süslemeyi 17.yüzyıldan itibaren Mughal kuyumculuğunda görmekteyiz. Daha küçük boyutlu eşyalara da uygulanan bu yöntemin necefli örneklerinden biri Kuveyt El Sabah Koleksiyonu’nda bulunmaktadır (Resim 1). 

Batıdan Osmanlı sarayına gelen necef hediyeler olduğu gibi Osmanlılar tarafından yabancı hanedanlara verilen necef eserler de vardır. Osmanlı-Rus ilişkilerinde çok önemli rolleri olan ve sultan adına özellikle kürk ticareti ile uğraşan Kantakuzenus ailesinden Thomas Cantakuzenus, 1621-1644 yılları arasında padişahların elçisi olarak birçok kez Rusya’ya gitmiştir. Bu ziyaretlerinde Çar Mikhail Fyodorovich’e sunduğu hediyeler arasında necef ve mücevherli bir şeşper, fıçı biçiminde necef matara ve mücevherli necef bir gülabdan da yer alır. 

Son vereceğimiz örnek, Hazine’ye 2/491 numara ile kayıtlı necef gümüş tepsidir. Çeşitli biçimlerde yontulmuş necef paftaların oluşturduğu kompozisyonun ortasında 7 cm çapında fasetalı sarı topazdan bir küre yerleştirilmiştir. Aralardaki boş yüzeylerin üzeri ince kazıma ile iri yaprak desenleriyle süslüdür. Tepsinin iç kenarında kabartma ile dal, yaprak, çiçek motifleri sıralanır. Çiçeklerin üzeri yakut ve firuzelidir. Ejder başı biçimindeki altı adet ayağı ve diğer bütün yüzeyler altın yaldızlı gümüştür. (resim 15) 

Osmanlı Saray Hazinesi’ndeki bazı necef eserler oldukça iyi tanınır. Birçok yayında görülen ve yurt dışı sergilere gönderilen bu ünlü parçalardan yazımızda birkaçına yer verip çoğu hiç yayımlanmamış veya çok az bilinen necef eserlerden seçtiğimiz örnekleri tanıtmayı amaçladık. Bu çalışma kapsamında bahsi geçenler dışında, Saray Hazinesi’nde daha pek çok necef eser mevcuttur. Bunlar, taht askıları, şeşper, topuz başları, kesici silah kabzaları, yelpaze, ayna ile çatal, kaşık, bıçak sapları, satranç takımları, şamdan, gülabdan, çamçak, fincan, tabak benzeri kaplar, tesbih, kadın takısı ve mühürler gibi geniş bir yelpazeye yayılır. Hazine koleksiyonundaki necef eserlerin önemli bir bölümü mücevherlidir. Mineli örnekler de vardır. Bütün eserler dönemlerinin sert taş işlemecilik tekniklerini, kuyumculuk kalitesini ve beğenilerini gösteren önemli kanıtlardır.

SON NOTLAR

  • 1Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 11771-11778-11647-11680
  • 2Adana Müzesi 2823
  • 3Sözkonusu kitap Yakut fi Cevher’li Cevahir’l Maadin adı ile 917 (1515) de S. II. Bayezid’in oğlu S. Korkud için Yahya b. Muhammed el Gaffari tarafından Tensukname-i İlhani ile Cevhername-i Cedid’in Farsça aslından Türkçe’ye çevrilmiştir. (T.S.M. H.S. 64, yaprak 10a).


BİBLİOGRAFYA

  • Akyay, Yıldız Meriçboyu. “Antik Çağ’da Anadolu Takıları”, İstanbul 2001. Akbank Kültür ve Sanat Yayınları, 69.
  • Bayoğlu, B.Buket. “Osmanlı Kuyumculuğu’nda Necef Kullanımı”, 9. Uluslararası Türk Sanatları Kongresi (İstanbul 1991), Ankara 1995, Vol. 1, pp. 313-323.
  • Bilirgen, Emine-Süheyla Murat. “Hazine-i Hümayun”, Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul 2001.
  • Bilirgen, Emine. “The Ottoman Passion for Gold Objects”, P Art and Culture Magazine, issue 5, İstanbul, 2002.
  • Çağman, Filiz. “Osmanlı sanatı”, Anadolu Medeniyetleri 3. Avrupa Konseyi 18. Avrupa Sanatı Sergisi, İstanbul 1983.
  • Falke, Otto von. “Gotische Kristallgefasse in Istanbul”, Pantheon XIV, München 1936, pp.208-210.
  • Keene, Manuel. “Treasury of the World. Jewelled Arts of India in the Age of the Mughals”, Thames and Hudson, Singapore 2001.
  • Schubnel, Henri Jean. “Trésor du Musée Criistaux Préciex, Gemmes et objet D’art”, Le Soutien de Elf Aqultaine de L’association Française de Geemologie, Paris 1998.
  • Shiftman, Barry-Guy Walton (ed.). “Gifts to the Tsars, 1500-1700 Treasures from the Kremlin”, Harry N. Abrams Pub., New York 2002.
  • Sofianides, S. Anna-George E. Harlow. “Gems and Crystals from the American Museum of Natural History”, Simon and Schuster, New York 1990.
  • Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, Defter 10026, 5, 3/2, 12 A-B.
  • Türkoğlu, Sabahattin. “Osmanlı Kuyumculuğu”, Antik Dekor, sayı 7, İstanbul 1990.
  • Webster, Robert. “Gems, Their Sources, Descriptions and Identification”, Buttenworth, Southampton, 1981.