Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Osmanlı saray hazinesinden sıra dışı tutya eserler


Topkapı Sarayı koleksiyonundaki eşsiz tutya eserleri saray müzesi hazine bölümü uzmanı Emine Bilirgen anlatıyor.

Tutya Su Tası (Çamçak), 16. yüzyıl, Hint veya Osmanlı işi olduğu tahmin ediliyor, 22x11.5 cm, T.S.M. 2/2848. 

Tutya Su Tası (Çamçak), 16. yüzyıl, Hint veya Osmanlı işi olduğu tahmin ediliyor, 22x11.5 cm, T.S.M. 2/2848. 

İslam maden sanatında altın, gümüş gibi değerli madenlerin yanında demir, bakır, kurşun, nikel, kalay ve bunların alaşımları yüzyıllar boyunca kullanılagelmiştir. Eski çağlardan bu yana bilinen birçok maden işleme yönteminin, biçim ve bezeme üsluplarının izlerini erken İslam örneklerinde de görmekteyiz. Sonraları Selçuklu, Timurlu, Memluk, Osmanlı, Safevi, Mughal (Hind-Türk) vb. tarzlarda daha özgün eserler yaratılmıştır. Bu eserler biçimlerinden de anlaşıldığı gibi kullanım amaçlıdır. Bunlar arasında sade tasarımların yanında son derece farklı formlara ve zengin bezemeye sahip olanlarda da vardır. 

İslam maden sanatı içinde Osmanlı örnekleri özellikle kuyumculuk ve bezeme repertuarları bakımından çok ayrı bir yere sahiptir. Osmanlı Saray Hazinesinden günümüze ulaşan koleksiyonlardaki altın, gümüş, tombak gibi madeni eşyanın yapım teknikleri, kuyum işleri, bezeme üslupları devirlere göre değişen beğenileri yansıtmakla birlikte ekonomik koşullarla da yakından ilişkilidir. 

Tutya Su Tası, 16. yüzyılın ilk yarısı, Hint, çap: 15.5 cm, yükseklik: 6.8 cm, T.S.M. 2/2847.  

Tutya Su Tası, 16. yüzyılın ilk yarısı, Hint, çap: 15.5 cm, yükseklik: 6.8 cm, T.S.M. 2/2847.
 

Osmanlı Saray atölyelerinde, 15. yüzyıl sonlarından itibaren pek çok yerli, doğulu ve batılı usta sanatçının birlikte çalıştığını kayıtlardan öğreniyoruz. Bu ustalar geçmişten gelen malzeme ve teknikleri kendilerinin yeni buluşlarıyla harmanlayıp Osmanlıya özgü, ulaşılması güç eserler vermişlerdir. 16. yüzyılda doruğa ulaşan Osmanlı gücünün etrafında toplanan olağanüstü yetenekli sanatçılar en güzel madeni eserleri de bu dönemde üretmişlerdir. Maddi kaygı ve malzeme sıkıntısı duymadan yarattıkları pek çok eserde, zıt renkteki metallerin kombinasyonları ve/veya mücevher kullanımı ile ana malzemenin önüne geçen coşkulu yüzey değerlendirmeleri görülür. Özellikle 17. yüzyılın ortalarından sonra ekonomik dar boğazların yaşandığı dönemlerde bazı altın, gümüş evaninin (kapkacağın) darphaneye gönderilip para basmak için eritildiği de ayrı bir gerçektir.

Osmanlı maden eserlerinin yapım tekniklerini, kakma, kabartma (“repousse”), güherse (granüle), oyma (ajure), savat (“niello”), mine (“emaille”) mücevher gibi bezemeleri ve üslupları mevcut örnekler ışığında dönemleriyle saptamak mümkündür. Ancak birçok araştırmaya konu olmuş Osmanlı maden sanatı geneli içinde tutya (çinko) kaplar bugüne kadar pek dikkat çekmemiştir. Bu yazımızda Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Bölümünde korunmakta olan tutya kaplar koleksiyonunu, seçtiğimiz örneklerle tanıtmaya çalışacağız.

Kapaklı Tutya Kase, 16. yüzyıl ortaları, Osmanlı, çap: 17.8 cm, yükseklik: 14.6 cm, T.S.M. 2/2861. 

Kapaklı Tutya Kase, 16. yüzyıl ortaları, Osmanlı, çap: 17.8 cm, yükseklik: 14.6 cm, T.S.M. 2/2861. 

Koleksiyon 29 maşrapa, 3 sürahi, 5 tabak, ikisi kapaklı 9 tas, 2 gülabdan, 1 askı kandil ve 1’i sadece kapak olmak üzere 50 adet tutya kaptan oluşmaktadır. Söz konusu eser grubu biçim çeşitliliği, bezemelerindeki üslup zenginliği ile dünyadaki tek büyük tutya eser koleksiyonudur. Osmanlı Saray Hazinesi’nden günümüze ulaşan örneklerin ayrıntılı tanıtımına geçmeden önce, tutyanın metalürji tarihindeki yerine değinmek istiyoruz. 

Metalürji tarihinde eski kaynaklarda “Tutiya” olarak geçen çinko cevheri (calamin) önceleri çinko ve bileşikleri için kullanılmış, daha sonra da saf çinkoyu tanımlayan sözcük olmuştur. Tutya-Tutiya, sözlüklerde Farsça ve Arapça olarak yer almaktadır. Karşılığı çinko, göze sürülen toz, elde edildiği taş olarak gösterilmektedir. Türkçe’ye, batı dillerine ve Çince’ye; tutya, tutie, tuzia, tutty ve t’ou-si gibi değişik şekillerde geçmiştir.

Tutya Tabak, 16. yüzyılın sonu, Osmanlı, çap: 21.9 cm, T.S.M. 2/2844.

Tutya Tabak, 16. yüzyılın sonu, Osmanlı, çap: 21.9 cm, T.S.M. 2/2844.

Calamin (çinko cevheri) yer kabuğunda yüzeye yakın “smithsonite” bileşiminde kristaller halinde veya çinko oksit ve bileşikleri olarak bulunmaktadır. “Calamin” sözcüğünün Arapça “kala-i”den geçtiği düşünülmektedir. İÖ 200’lerde Romalılar çinko oksit ve bakırdan pirinç elde ediyorlardı. İran’da 6. yüzyıldan sonra pirinç imalatı yaygınlaşmıştır. İbn-al Fakih 900’lerde Kirman yöneticilerinin Demavend Dağları’ndaki maden ocaklarından elde edilen cevherlerle, pirinç eser üretimini denetlediklerini kaydeder. İbn Havkal (950) Sard ile Hindistan’dan,ve başka merkezlerden tutya geldiğini bildirir. Çinkonun redüklenmesi için yüksek ısı gerektiğinden ve cevherin kolay oksitlenmesinden dolayı metalik çinkonun cevherinden ayrıştırılması bakır, demir ve kurşundan daha geç olmuştur. 

Al-Dimeşki (1300) metalik çinkonun Çin’den geldiğini ve elde edilişinin gizli tutulduğunu, tok bir ses verdiğini, kolay oksitlenmediğini yazmaktadır. Söz konusu kayıtlardan saf çinkonun Çin’de 14. yüzyılın başlarında elde edildiğini anlıyoruz. Marco Polo (1254-1324) seyahatnamesinde Kirman’da, Cobinam’daki (Şah Dad) atölyelerde üretilen tutyaların Hindistan’a ihraç edildiklerini belirtmektedir. 

Tutya/çinko kaplara pahalı malzemelerle zengin bezeme uygulamalarının 15. yüzyılda Batı Asya’da başladığını söyleyebiliriz. Timurlu döneminden kalan erken örnekler Çin’e yakın olan Herat’ta yapılmış maşrapaların formundadır. Tutya, İslam dünyasında o güne kadar bilinen madenlerden farklı bir malzeme olarak değerlendirilmiş, Timurlu, Safevi saraylarında pahalı madenlere uygulanan bezemelerde zengin parçalar yapılmıştır. 16. yüzyılın başından itibaren de Osmanlı Sarayı’nda benimsenmiştir. 

En erken Osmanlı tutya eser kaydına Sultan II. Beyazıt (1481-1517) dönemine ait bir hazine defterinde rastlıyoruz. H. 910 (1505) tarihli defterde (T.S.M. Arş. D. 10026), varak 11a’da, “dört kıt’a ruh-i tutya1 maşrapa”, varak 14b’de ise, “bir kesede tutya parçaları” şeklinde ifadeler vardır.

İslam dünyasında tutyanın yeni bir metal olarak değerlendirilmesinin yanında sağlıkla da ilişkilendirildiği görülür. Saray koleksiyonundaki bazı kapların üzerindeki yazılarda “Eğer ömründe bir ferahlık istersen Ruh maşrapasından hayat suyu iç” (2/2842). “Kim derdinden kurtulmak isterse Hayat Çeşmesine benzeyen bu tutya’dan içsin” (2/2863) gibi ifadeler yer alır. Bunlara, tutya kapların içlerine konan sıvıyı serin tuttukları görüşünü de ekleyebiliriz. 

Tutiya veya tutya önceleri çinko bileşikleri için; saflaştırıldıktan sonra Arapça ve Farsça’daki gibi tutya veya ruh-i tutya şeklinde, Türkçe’de de çinko karşılığı olarak kullanılmıştır. Burada dikkat çeken olgu, İslam Dünyası içinde Orta Asya’dan yayılan, Osmanlı Sarayı’nda da değerli maden gibi kabul gören tutya kapların kısa sürede terk edilişidir. Yeni metale karşı duyulan merakın birden azaldığı, geç dönemlere ait örneklerin yok denecek kadar az oluşundan anlaşılmaktadır. Buna karşın 1550’lere doğru Avrupa, Hint, Tibet metal eserlerinde görülen yüksek çinko oranları metalin bu tarihlerden itibaren daha kolay elde edildiğini göstermektedir. Avrupa’da 1600’lerden başlayarak artan talebi karşılamak için Hindistan ve Çin’den çinko ithal edilmiştir. Dolayısıyla çinko tarihinde Osmanlı Saray koleksiyonundaki tutya kaplar önemli bir halkayı oluşturmaktadır. 

Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde ve Topkapı Sarayı Müzesi’nde korunan 15. yüzyıl Timurlu dönemine ait pirinç maşrapaların formları, oranları, ilk çinko (tutya) maşrapaların da Timurlu başkenti Herat’ta yapılmış olabileceği görüşünü kuvvetlendirir. Saray Koleksiyonundaki Tutya Kapların genel özellikleri şunlardır: Erken kapların yüzeyleri mücevhersiz ve figürsüzdür. 16. yüzyıl ortalarından itibaren Safevi örnekleri yoğun mücevher bezelidir. İran yapımı olanlarında ayrıca Safevi sanatının genel bezeme repertuarına özgü insan, melek ve hayvan betimlemeleri de görülür. Koleksiyonun büyük çoğunluğunun dış yüzeyi siyah bir tabaka ile kaplıdır. Çinko-kalay alaşımlı 1-2 mm kalınlıktaki bu tabaka altınla zıt bir renk oluşturmakta, altın kakma işlemini kolaylaştırmaktadır. Grubunun büyük bölümünü oluşturan maşrapalar şişkin karınlı, düz boyunlu ve kısa ayaklıdır. Kulpları genellikle ağzı açık ejder başı figürüyle sonuçlanan “S” biçimindedir. Daha geç örneklerde ejder biçimli kulpların yerini çok sade olanlar almıştır. 

Maşrapalardan bazılarının boyunlarının içine ajurlu süzgeç (gırgır) yerleştirilmiştir. Dış yüzeyleri iki kademeli bezemeye sahip olanlar da vardır. Bazı maşrapa, tas ve sürahiler üzerinde altın kakma-kabartma ile Farsça yazılar yer alır. Tabaklar yuvarlak, derinliksiz, düze yakın biçimdedir. Dört sürahi, iki gülabdan ve alışılmışın dışında iki tas biçimleriyle ve bezemeleriyle dikkat çekerler.

Burada tutya kapları biçimsel ve teknik açıdan farklı gruplara ayırmak da mümkün. Ancak eserleri dönem sıralarına göre, değişik form ve bezeme üsluplarını belirterek, seçtiğimiz örneklerle tek tek açıklamayı uygun gördük. Bursa Arkeoloji Müzesinde korunan üç tutya sürahi ve bir maşrapaya konuyla ilgilerinden dolayı burada değinmek istiyoruz. Doğal çinko rengindeki eserlerden özellikle B.A.M. 2422 no’lu sürahi armut biçimli gövdesi, uzun silindirik boynu ve gövde üzerindeki gümüş kakmalı stilize çiçekler ve geometrik bezemeleriyle 18-19. yüzyıl Hint “Bidri” eserlerini andırır. B.A.M. 764 no’lu tutya çinko maşrapa klasik Timurlu formundadır. Üzerindeki derin diyagonal kazıma olukları, eserlerin gümüş kakma bezemeler için hazırlandığını, fakat uygulanmadığını düşündürür. 

“Bıdri” 16. yüzyıl sonlarından bu yana Hindistan’da uygulanan ve günümüzde de sürdürülen özel bir metal işleme tekniğidir. Dekkan bölgesinde Bidar kentinde yapılan ilk örneklerden dolayı tekniğe Bıdri adı verilmiştir. Stil olarak da Dekkan dekoratif elemanları ile yakından bağlantılıdır. Mughal etkisi bıdrilerde de açıkça görülür. Bıdri yapımında yüksek oranda çinko içeren bakır ve kurşun alaşımı kullanılır. 16:1 oranındaki çinko-bakır alaşımı Bidar’dan elde edilen özel bir çamurla ovulduğu zaman siyah bir renk alır. Dış yüzeylere gümüş tel ve parçalar kakılarak bezeme yapılır. Nadir olarak altın kakmalar da uygulanır. Erken Hind kaynakları Zawar ve Rajasthan’da çinko yatakları olduğunu yazar. Ancak Dekkanlı ustalar Coromandel Limanı’ndan alınan Çin kökenli çinkoyu kullanmayı daha elverişli buluyorlardı. 

Yeri gelmişken önemli bir noktayı belirtmek isteriz: Osmanlı tutyaları hemen hemen hiç tanınmamış olmalarına karşın, özellikle Hint tutyaları geniş araştırmalara konu olmuştur. Avrupa genelinde ve çoklukla İngiliz müzelerinde bulunan Hint örneklerine kolay ulaşılması bu konudaki yayınların en büyük kaynağını oluşturmaktadır. Yazımızın kapsamı içinde yer alan örneklerin Osmanlı Saray tutyaları hakkında daha geniş bir fikir oluşturacağını ümit ediyoruz. Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki bazı tutya eserler aşağıdadır. 

Gümüş ve Tutya Tas (2/2869): Tasın dışı yer yer savatlı tutyadandır. Zemini altın kakma dal ve çiçeklerle süslüdür. Çiçeklerin göbeğinde küçük zümrüt ve firuzeler vardır. Ağız kenarında altın ajurlu yarım şemseler sıralanır. Şemselerin içine peri ve kuş tasvirleri dönüşümlü olarak işlenmiştir. Gövdede de aynı teknikte şemse ve kartuşlar sıralanır. İçlerinde hayvan tasvirlerinin yer aldığı kartuşların bazılarının zemininde mavi boya izleri görülür. Şemseler ise insan ve peri tasvirlidir. Ayak etrafındaki yarım şemselerde ise geyik tasvirleri yer alır. Tasın iç kısmı gümüştür. Ortasında bir, yanlarda beş adet altın ajurlu, üzerleri irili ufaklı firuze, yakutlarla bezeli şemseler vardır. Şemseler küçük çivilerle gümüş zemine tutturulmuştur. Son derece nadir olan bu eserin Hazine’deki 2/2875, 2/2876 ve 2/2877 no’lu sürahiler gibi 15. yüzyıl sonu-16. yüzyıl başlarında İran, Tebriz’de yapıldığı sanılmaktadır.

Tutya Sürahi (2/2875): İnce uzun boyunlu, yuvarlak ve yassı gövdelidir. Kısa bir kaidesi vardır. Kapak, boyuna altın zincir ile bağlıdır. Altın kaplama kapak ve boyun zeminleri savatlı, ince kıvrım dalları, çiçekler ve rumilerle bezelidir, aralarına altın yuvalı yakut ve firuzeler yerleştirilmiştir. Gövdenin geniş yüzeylerine altın ajurlu birer şemse yerleştirilmiştir. Son derece sık kıvrımlı dallar ve rumilerden oluşan bu bezemenin üzerinde iri, kabaşon firuze ve yakutlar yer alır. Şemselerin alt ve üst kısmında, dar yüzlerde benzer bezemeye sahip kartuşlar vardır. 

Gövdenin tutya zeminine kumlama yapılmış ve üzeri iki kat bezemeyle süslenmiştir. Altta göbekleri zümrüt, yakut ve firuzeli küçük çiçeklerin yer aldığı ince kıvrımlı dallar zemini kaplar. Bunun üzerine ayrıca kabartma tekniğinde altın kaplama kuşlar, aslan-geyik mücadelesi, simurg, ejder, tavşan, kurt gibi hayvan figürleri serpiştirilmiştir. 16. yüzyılın ilk çeyreğine ait İran yapımı eserin Safevi Sarayından Osmanlı Hazinesine girdiği tahmin edilmektedir. 

Tutya Maşrapa (2/2854): Klasik Timuri formunda olmakla birlikte 2/2856 no’lu maşrapada olduğu gibi boynu yüksekçedir. Sonradan değiştirilmiş gibi görünen sade kulpun alt kısmı palmel biçimindedir. Kulpun üzerindeki delikten daha önce kapaklı olduğu anlaşılır. Boyun kısmında altın kakma yatay kartuşlar ve şemseler dönüşümlü olarak sıralanır. Ortalarında yakut ve firuzeler yer alır. Gövde üzerindeki altın ajurlu yarım ve tam oval şemselerde bitkisel motifler ve kanatlı periler, geyikler tasvir edilmiştir. Perilerden birisinin elindeki müzik aleti dikkat çeker. Şemselerin dışında kalan boşluklar boyundaki benzer işçilikle süslüdür. Maşrapanın dibi de altın kakma, dal, yaprak, göbekleri firuze, yakutlu çiçek bezemelidir. Özellikle aplike şemselerdeki titiz ajur ve savat işçiliği eseri benzersiz kılar. 16. yüzyılın ilk çeyreğinde İran’da veya İranlı bir usta tarafından Osmanlı sarayında yapılmış olduğu düşünülmektedir. 

Gırgırlı Tutya Maşrapa (2/2871): Şişkin gövdesi, düz boynu ve kısa kaidesi ile Timuri maşrapa formunu tekrarlar. Hafif kıvrımlı, düz gümüş sapının üzerinde tırnaklı altın yuvalarda firuzeler sıralanır. Maşrapanın iç kısmı ve kaidesi altın yaldızlı gümüştür. Boynun içine altta gümüş, altın ajurlu bitkisel motifli iki kademeli bir gırgır yerleştirilmiştir. Altın ajurların üzeri yakut, firuze ve incilerle bezelidir. Ağız kısmında ve omuzda altın ajurlu ince kıvrım dallar ve rumilerden oluşan bir bordür dolaşır. Omuzda altın zemine savatlı yarım şemseler ve aralarında ajurlu paftalar yer alır.

Gövde ve boyun üzeri üç kademe halinde son derece zengin bir bezemeye sahiptir. En altta küçük motiflerden oluşan altın kakma ince dalla, çiçekler vardır. Kabartma olan ikinci kademe yine kıvrımlı dallar ve hatayi formunda çeşitli altın çiçeklerle bezelidir. Dalların kesişme yerlerine inciler yerleştirilmiştir. Üçüncü kademede ise altın ajur tekniğinde yapılmış, etrafı dilimli, içleri ince kıvrımlı dallar ve rumilerden oluşan şemseler ve kartuşlar sıralanır. Bunların da üzerleri iri yakutlar, firuzeler ve incilerle süslüdür. Altın ajurlu tüm motiflerin yüzeyleri kazıma ile değerlendirilmiştir. Bu maşrapa, biçimi ve bezeme üslubu, tekniği ile erken Safevi sürahi örnekleriyle benzeşir. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2863): Şişkin gövdeli, düz kısa boyunlu, klasik Timuri maşrapa formundadır. “S” şeklindeki kulpun ağızla birleştiği yer ejder başı figürlüdür. Ejderin gözleri birer yakutla belirlenmiştir. Tepesi yakutlu kapak tutamağı ve zinciri altındır. Gövdenin bütün yüzeyi ve hafif bombeli kapak kumlama zemine kabartma altın dallar ve rumilerle bezeli, dalların birleşme yerlerine firuze ve yakutlar yerleştirilmiştir. Rumilerin üzeri kazıma-kabartma ile desenlendirilmiş, boyun kısmı iki yazı kuşağı ve dönüşümlü firuze ve yakutlardan oluşan bir sıra ile üçe ayrılmıştır. Altın kakma ile nesih hatta yazılmış Farsça satırların anlamı: “Kim derdinden kurtulmak isterse, Hayat çeşmesine benzeyen bu tutyadan içsin. Hüseyin’in işi”. Eserin 16. yüzyılın ilk yarısında Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde yaşamış Hüseyin adlı bir usta tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2858): Klasik Timuri maşrapa formundadır. S şeklinde ejder başlı kulbun sonu kıvrık ve ajurludur. Çok hafif bombeli kapak altın kakma tekniğinde dilimli oval şemsiyeler ve kartuşlarla, kartuş içleri ise yüzeysel altın kakma çiçek ve dallarla bezelidir. Şemse içleri rumi tarzında kakma desenlidir.Gövdede haç biçiminde kartuşlar ve oval şemseler dönüşümlü olarak sıralanır. Kumlama zeminli boyunda aynı tarz bezemeler yer alır. Belli bir simetri ve düzen şemasında bezenmiş eser 16. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2859): Klasik Timuri maşrapa formundadır. Ejder biçimli kulpunun muhtemelen rumi formunda olan ucu kopmuştur. Altın kapak tutamağında bir yakutu vardır. Ağız ve omuz kısmındaki torna izleri altın kakma tellerin olduğunu gösterir. Bütün yüzeyler kumlama zemine altın kabartma ile kıvrım dallar, bulut biçimli rumi bağlar ve gülçelerle bezelidir. Yoğun ve girift bezemesi ve dengeli bir geometriye dayanan kompozisyonu ile klasik Osmanlı zevkini yansıtır. 16. yüzyılın ilk yarısına ait eserlerdendir. Aynı yüzyıla ait gümüş benzerleri de mevcuttur.

Tutya Sürahi (2/2857): Gövdesi armut biçimli sürahinin üzerindeki izlerden daha önce kulplu ve emzikli olduğu anlaşılmaktadır. Gövde üzerinde ayrıca boyutları karnın şişkinliğine göre değişen şemse ve kartuşlar dönüşümlü olarak sıralanır. İçleri altın dal ve rumiler ile ortaları yakut, firuze ve sadece orta şerittekilerde olmak üzere zümrütlü altın çiçek bezemelidir. Şemse ve pafta zeminleri kumlamadır. (Bu sürahiden alınan örneğin kimyasal analizinde kaplardaki patina’nın-tabakanın-çinko ve kalaylı olduğu anlaşılmıştır.) 

Tutya Su Tası (2/2847): Ağız kısmı ve gövdesi 9 dilimli iç bükey yüzeyden oluşur. Bu yüzeyler tasın dip kısmında daha küçük 9 dilimle birleşir. Yüzeylerin üzeri altın kakma ile içleri rumili, salbekli şemseler ve alt sırada ise rumilerle biçimlendirilmiş taç motifleriyle bezelidir. Kısa kaidesi kendindendir. Üzeri altın kakmalı, küçük bir kulpu vardır. Eser, form açısından Horasan metal işçiliğinde görülen bazı eserlere benzer. Ancak rumi üslubu ve tekniği daha sonraki bir döneme, 16. yüzyılın ilk yarısına işaret eder. 17. yüzyılda Mughal (Hint-Türk) yeşim ve necef benzerleri vardır. 

Tutya Su Tası-Çamçak-(2/2848): Kısa çaplı, oval, dilimli yaprak biçimindedir. Ana formu oluşturan yaprağın ucu kıvrıktır. Bu uç noktada ve tasın içindeki düz yaprağın alt kısmında altın benekler vardır. İç kısmında ortada altın yuvalı bir yakut yer alır. Kendisinden ve tutya olan sapın ucu yivli bir kıvrımla son bulur. Sapın ortasına iki başı palmet biçiminde oymalı altın bir plaka yerleştirilmiştir. Palmetlerin arasında birer kabaşon yakut yer alır. 

Eserin, Hazine’de 16. yüzyıl Osmanlı kuyumculuğunun karakteristik özelliklerini yansıtan aynı boyut ve biçimde neceften yapılmış bir örneği daha vardır (2/30). Hint kökenli olabileceği ileri sürülen bu formun Osmanlı Sarayı’nda da uygulandığını kanıtlayan necef çamçağın varlığı, bu tutya çamçağın da Osmanlı saray ustaları tarafından yapılmış olabileceğini düşündürür. 

Gırgırlı Tutya Maşrapa (2/2872): Klasik Timuri formunda ve kapaksızdır. Boyun ve gövdenin dışı tümüyle iki kademeli ve iki ayrı tarzda bezemelidir. Hafif kıvrımlı sapında firuze ve yakutlar sıralanır. Boynun iç yüzeyi altın plaka ile kaplanmıştır. Sapın karşısına gelen kısımda “Ya Halim, Ya Alim” yazısı kazınmıştır. Ajurlu altın gırgırı (süzgeci) bitkisel motifli ve üzeri firuze, yakut ve zümrütlüdür. 

Birinci kademeyi oluşturan alt kısım siyah savatlı zemine altın kakma ile ince spiral dallar, küçük yapraklar ve gülçelerle süslüdür. Gülçelerin göbekleri yakut ve firuzelidir. İkinci kademede daha geniş kıvrımlar yapan altın yaldızlı kabartma dallar ve üzerlerinde iri yakutlar, firuzeler yer alır. Dalların birleştikleri yerler birer elmasla belirtilmiştir. Eserin formu ve kullanılan teknikler 16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı saray atölyelerinde yapılmış olduğunu gösterir. 

Kapaklı Tutya Büyük Kase (2/2864): Kısa basık gövdeli, yuvarlak tencere formundadır. Sade fakat özenle bezenmiştir. Kapak ve gövde üzerindeki bezemeler benzer tasarımdadır. Çiçek biçimindeki tutya kapak tutamağının içi balmumuna benzer bir madde ile doldurulmuştur. Altın yaldız izleri, üzerinde daha önce ikinci bir parçanın olduğunu akla getirir. Ağız çevresinde ve kapak üzerinde dolaşan altın kakma nesih yazılarda: 

“Dostun parlak kalbi cam-ı cihannuma gibidir. 
Orada ihtiyacını belirtmeye ne hacet var? 
Felek kadehimi baş aşağı tut, zira içinde işret şarabı yok.
Ters dönmüş kadehten şarap aramak aptallık alametidir.
Kadehi usulünce tut, çünkü onun aslı,
Cemşid, Behmen ve Kubad’ın kelleleridir.”
anlamında Farsça beyitler vardır. Kapağın ağız kısmında yer alan dizelerde ise:
“Dünyanın muradınca olsun, felek arkadaşın,
Cihanı yaradan seni korusun...”
gibi dileklerle devam eden sekiz satırlık bir dua yazılıdır. Gövde ve kapaktaki içleri kumlama zemine rumi desenli yarımşar şemseler de altın kakmalıdır. Eser 16. yüzyıl Osmanlı üslubunu yansıtmaktadır.


Tutya-Gümüş Tas (2/2870): İçi gümüş kaplamadır. Ağız kenarında, altın yaldızlı rumi bezemenin üzerinde altın kabartma talik hatla Farsça beyitler yer alır. Yazıların arasındaki dikdörtgen altın paftalar savatlı rumi desenleri, firuzeler ve yakutlarla süslüdür. Tasın gövdesinde iki kademeli bir bezeme vardır. Alt kademe altın yaldız kıvrım dallar, rumiler, ikinci kademe ise altın kabartma dallar ve rumilerle bezelidir. Bu bezemelerin arasında altın yuvalı firuze, yakut ve zümrütler görülür. Eserin üzerinde ayrıca içleri altın ajurla rumili şemseler yer alır. Aralarına altın yuvalı yakut, firuze ve inciler yerleştirilmiştir. 

Tasın ortasına dış yüzdeki şemselerin benzeri işçiliğe sahip, kumlama zemine yuvarlak bir plaka monte edilmiştir. 16. yüzyıl Osmanlı üslubunun seçkin örneklerinden birisidir. 

Gırgırlı Tutya Maşrapa (2/2856): Klasik formdadır. Kapağının kenarları düz, ortası bombelidir, altın yaldızlı bir zincirle kulba tutturulmuştur. Kulbun üzeri savatlıdır. Diğer tüm yüzeyler kumlama zemine altın kakma dallar, rumiler ve ortaları firuzeli, yakutlu gülçelerle süslüdür. Tam ve yarım şemseler oluşturan kompozisyonların içinde iri yakut ve firuzeler, sadece gövde üzerindekilerde olmak üzere ortalarında birer elmas vardır. Ağzının iç kısmına altın ajurlu, benzer bezemeye sahip bir gırgır yerleştirilmiştir. 16. yy ortalarına doğru Kanuni Sultan Süleyman döneminde saray sanatçılarından biri tarafından yapılmış olmalıdır. 

Kapaklı Tutya Kase (2/2861): Yuvarlak ve kase kaidelidir. Bombeli kapağının ve tasın bezemesi bir bütün olarak tasarlanmıştır. Çok köşeli altın kapak tutamağı yakutlarla süslüdür. Tutamağın etrafını, kapak kenarını ve tasın ağzını altın kakma nestalik hatla yazılmış satırlar çevirir. Kabartma ve altın kaplama tam ve yarım şemselerin içlerinde yüksek yuvalı yakut ve zümrütler yer alır. Şemselerin dışında kalan yüzeylerde altın kakma dal, yaprak, gülçeler ve bunların arasında aslan, geyik, kuş betimlemeri görülür. Kasenin kapağının tepesinde, “Nasrun min Allah ve fethün karib ve beşşirin el-Müminin”, kenarında: “Dünyadan gitmeden ve kafatasın kürek gibi kullanılmadan önce/ Kal ve altın kaseden şarap dök...” anlamında devam eden Hafız’dan bir dörtlük yer alır. Gövdenin ağız kısmında nesih hatla: “Ey adalet kulesi, ey alemi aydınlatan güneş!/ Kadehinde daima saf şarap olsun...” ile başlayıp devam eden Farsça dizeler vardır. Kasenin kuyum işçiliği ve bezeme üslubu 16. yüzyılın ortalarına ait özellikler gösterir. Özellikle dikdörtgen yuvalı ve düz kesimli zümrütler, alt uçları dilimli gül biçimindeki yüksek yakut yuvaları bu dönem kuyumculuğunun sevilen tarzıdır. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2868): Timuri formdaki maşrapanın kulbu yuvarlak sade bir hat oluşturur. Ejder başlı biçim terk edilmiştir. Bombesiz kapağın ortasındaki altın tutamakta iri bir firuze yer alır. Maşrapanın bütün yüzeylerinde siyah tabakanın çok ince olduğu, griye çalan özgün patinası ile kendini gösterir. Kapaktaki oval ve yarım şemseler, boyun ve gövdede yer alan kartuşlar kumlama zeminlidir. 

Ana zemin altın kakma ile dal, yaprak ve üzerleri firuze, yakutlu altın çiçeklerle süslüdür. Boyun ve gövdede yer alan altın ajurlu, aplike ovam şemselerin zemini pembe, yeşil kumaşla kaplıdır. Şemselerin üzerine altın yuvalı, yakut, firuze ve birer elmas yerleştirilmiştir. 16. yüzyılın ortalarından itibaren altın işçiliği ve süsleme şemasının değiştiğini gösteren eserlerden biridir. İkili kademeli bezeme üslubu daha sonraki pek çok eserde görülecektir. 

Tutya Tabak (2/2844): Tüm bezemeleri altın kakmalı olan eserin kenarları hafif pahlıdır. Ağzını çevreleyen bordürde “S” ve üç benek motifleri sıralanır. Tabağın ortası boş bırakılmış ve merkez bir yakutla belirtilmiştir. Yanlarda lale, sümbül, karanfillerden oluşan demetler ve oval şemseler dönüşümlü olarak yer alır. Şemselerin içleri hafif kabartma-kakma ile kıvrım dal, yaprak ve gülçelerle bezelidir, merkezlerine birer zümrüt veya yakut yerleştirilmiştir. 

Eserin bezeme üslup ve kompozisyonu 2/2836 envanter no’lu tutya maşrapanın altlığı olarak yapılmış olabileceğini akla getirmekte ve 16. yüzyıl sonu Osmanlı beğenisini yansıtmaktadır. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2835): Timurlu maşrapa formundan geliştirilen klasik Osmanlı biçimindedir. Hafif kıvrım yapan kulbunun ağızla birleştiği yer stilize ejder başını andırır. Yüksek bombeli kapağın üzerinde altın kakma karanfiller ve göbeklerde firuze ve yakutlu altın gülçeleri vardır. 

Boyun ve gövdede dönüşümlü olarak altın kakma lale-karanfil motifleriyle içleri yakut, firuze, altın, dal yapraklarla bezeli şemseler yer alır. Maşrapa formu ve bezeme kompozisyonu ile klasik Osmanlı zevkini yansıtır. Muhtemelen 16. yüzyıl sonları veya 17. yüzyılın ilk yarısında saray atölyelerinde yapılmıştır. Daha seyrek ve naturalist bir yüzey bezemesine sahiptir. 

Kapaklı Tutya Maşrapa (2/2853): Timuri maşrapa formunun tekrarlandığı eserin kulbu sade biçimdedir. Yüksek bombeli kapağın tutamağı pirinçtendir. Altın kakma tekniğindeki kıvrımlı dalların üzeri, konturları belirlenmiş dilimli şemselerin içleri yine altın kakma gülçelerle değerlendirilmiştir. Aralarda altın benekler yer alır. Formunun klasik olmasına karşın bezemesindeki oldukça katı üslubu, mücevher kullanılması ile 17. yüzyılda klasik Osmanlı zevkinin sona erdiği dönemin bir uygulamasıdır. 

Tutya Gülabdan (2/2838): Gövdesi ve kaidesi yuvarlak, ince silindirik boyunludur. Kubbe biçimli kapağı vidalıdır. Gövdede kenarları dilimli salbekli şemseler ve üzeri narlı serviler dönüşümlü olarak sıralanmıştır. Ana motiflerin içleri kazıma tekniğinde stilize çiçek ve yapraklarla bezelidir. Zeminin kazınması ile elde edilen motifler kabarık bırakılmış ve tamamen altın varak kaplanmıştır. Boyun ve kapakta aynı teknikte tam ve yarım şemseler yer alır. 17. yüzyıl sonu ile 18. yüzyıl başı Osmanlı üslubunu yansıtır.* 

SONNOTLAR:

  • 1) Buradaki ruh-i tutya sözcüğü, saf tutya anlamında kullanılmış olmalı.
  • * Saray Hazinesindeki tutyaların tümünün özel bir sergiyle tanıtılması planlanmıştı. Ancak gerçekleşmedi. Bu fikrin sahibi Sn Dr. Filiz Çağman’a değerli görüşlerini bizimle paylaşan Dr. Esin Atıl’a Prof. Dr. Tarcan Yılmaz’a burada teşekkür etmek istiyoruz. Bazı örneklerin laboratuar analizlerini sağlayan Prof. Dr. Ali Fuat Çakır’a ve Farsça yazıların çevirisi için Sn. Aras Neftçi’ye de minnettarız. 


KAYNAKÇA:

  • 1.Allan, James and Raby, Julian. “Metalwoork” Tulip, Ardbesques and Turbans: Decorative Arts from the Ottoman Empire. (Ed) Yanni Petsopoulos, pp. 17-73. 1982, London.
  • 2.Allan, James. Metelwork Treasures from the Islamie Courts. 2022, London
  • 3.Atıl, Esin – W.T. Chase and Paul Jett. Islamic Metallwork in the Freer Gallery of Art 1985, Washington D.C.
  • 4.Bilirgen, Emine – Süheyla Murat. Topkapı Sarayı Hazine-i Hümayun 2001 İstanbul
  • 5.Çağman, Filiz. Anadolu Medeniyetleri. Selçuklu/ Osmanlı Sanatı III.1983 İstanbul
  • 6.Çağman, Filiz. “Serzergeran Mehmed Usta ve Eserleri” Kemal Çığ’a Armağan pp. 51-88 1984, İstanbul
  • 7.Kütükoğlu, Mubahat. 1640 tarihli Narh Defteri. 1983, İstanbul
  • 8.Komaroff, Linda. The Golden Disk of Heaven. Metalwork of Timurid Iran. 1992 Costa Mesa, California.
  • 9.Melikian – Chirvani, A.S. Islamic Metalwork from the Iranian World, 8th-18th centuries. Victoria and Albert Museum. 1982, London.
  • 10.Pakalın, M.Z. Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. III, s.535. 1983, İstanbul
  • 11. T.S.M. Arşivi. Defter: 10026
  • 12. Yener, K.A; H.Özbal; A.Minzoni-Deroche; B.Aksoy (Autor) “Bolkardağ: Archaeometallurgy Surveys in the Taurus Mountains, Turkey” Nat. Geogr. Research Vol.5. No.4 PP.477-94.. 1989.