Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Moğol İstilası Çin Porselen Sanatında Yeni Bir Dönem Başlatıyor "Mavi-Beyaz Porselen Tekniği"

Prof. Dr. Ateş ARCASOY
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 

10. yüzyıl "Yüeh" seladon vazo. Amerikalı Han Devri araştırmacısı Bertold Laufer'in "protoporselen" olarak adlandırdığı 23,3 cm yüksekliğinde, sırrı kutsal yeşim taşının rengini andırıyor (Siegel koleksiyonu).

10. yüzyıl "Yüeh" seladon vazo.
Amerikalı Han Devri araştırmacısı Bertold Laufer'in "protoporselen" olarak adlandırdığı 23,3 cm yüksekliğinde, sırrı kutsal yeşim taşının rengini andırıyor (Siegel koleksiyonu).

Porselen sözcüğünün ardına birçok ülke adı sıralansaydı, porselenin çağrışım yaptığı tek ülke hiç kuşkusuz Çin olurdu. 

Oysa seramiğin Anadolu'da ve Ortadoğu'da M.Ö. 7000-6000 yıllarında bulunmasına karşın, Çin'de ilk seramik üretimi Neolitik Çağ'da, ancak M.Ö. 4000 yıllarında başlamıştır. Fakat ilkel seramikten porselene varıncaya dek geçen süreyi en kısa kullanan toplum yine Çinliler olmuştur. Önemli olan da budur. Yani ilginçtir, seramiği en erken bulan toplumlar, en mükemmel seramik ürün olarak tanımlanan porselenin keşfini de daha erken gerçekleştirememişler! M.Ö. 4. Binden başlayarak gelişen çömlekçilik, Çin'de ilk ürünlerini kuzeyde Honan eyaletinde, Yang-shao kültürü döneminde vermeye başladı. Bu kültürün insanları, Sarı ırmağın (Hoang-ho) orta yatağı üzerindeki Kansu, Shensi, Shansi ve Honan eyaletlerinde yaşıyorlardı. 

SERAMİK UĞRAŞISI PORSELENLE "KUSURSUZLUĞA" ULAŞMAYA ÇALIŞIYOR. 
Çinliler seramik sanatında olduğu gibi, tüm diğer sanat ve tekniklerin de doruklarına bir dinsel etkiyle, yani Budizm ile ulaşmışlardır. Buda'nın inançlarının arasında "maddeye yüz çevirmeden ruha ulaşmak" teması önemli bir yer alır. Onun sanata bakış açısı, bir işe yararlı olmak felsefesine dayanmaktaydı. Budizm felsefesinde, insanın ortadan kaldırılması gereken kötülüklerin başında bilgisizlik gelmekteydi. Esasında "Nirvana"ya giden yol bilgiden geçmekteydi. Nirvana; kutsal ışık, temiz yürek kadar, bilgili ve becerikli kafanın ulaşabileceği bir realiteydi.

Çinliler, Buda'nın "ruhun ölümsüzlüğü" felsefesine o kadar inanmışlardı ki, bunu ürettikleri malzemelere de aynen uygulamak istediler. Ağaç yerine taşı, bronz yerine seramiği, seramik çömleğin yerine de porseleni kullanmak için çaba sarfettiler. Ancak Çinliler'in amacı, her malzemenin en iyisini üretmekti. Bunu gerçekleştirirken, maneviyatın üç babası sayılan Konfiçyus, Laotse ve Buda'dan güç alacaklarına inanıyorlardı. İnanışa göre, malzeme ile ruhun birleşmesinden, doğa güçlerinin de yardımı ile yeni maddeler oluşabilirdi.

Çinliler, Buda'nın "ruhun ölümsüzlüğü" felsefesine o kadar inanmışlardı ki, bunu ürettikleri malzemelere de aynen uygulamak istediler. Ağaç yerine taşı, bronz yerine seramiği, seramik çömleğin yerine de porseleni kullanmak için çaba sarfettiler. Ancak Çinliler'in amacı, her malzemenin en iyisini üretmekti. Bunu gerçekleştirirken, maneviyatın üç babası sayılan Konfiçyus, Laotse ve Buda'dan güç alacaklarına inanıyorlardı. İnanışa göre, malzeme ile ruhun birleşmesinden, doğa güçlerinin de yardımı ile yeni maddeler oluşabilirdi.

Ateşte pişen malzemenin akıllara sığmayan değişikliklere uğramasından oluşan seramik, Laotse'nin "Doğanın Eseri" öğretisine denk düşüyordu. Böylece, meditasyon Budizmine uygun düşen saygı, seramiğe de gösteriliyordu. Örneğin, bir çay fincanı diğer eşyalara oranla daha narin bir malzemeden yapılmalıydı. Seramik malzemesi doğallığını ne kadar iyi sergilerse, hatalarını ve eksikliklerini ne kadar iyi gösterirse, o malzemeye dikkat o kadar artar. Buda'nın nirvanaya ulaşma felsefesinin de temelinde kusursuzluğa erişme yatmaktadır.Çin toplumunda kaliteli olsun, kalitesiz olsun seramikten yapılmış tüm eşyalara karşı bir tür saygı duyuluyordu. Bu saygı, Çinlileri seramiğin kalitesini geliştirmek, onları gelecek kuşaklara kalabilecek teknik özelliklerle donatmak konusunda hep aktif tutuyordu. Porselenin dünyada ilk kez Çin'de bulunması bu nedenle de bir tesadüf değildir. 

MÜKEMMEL PORSELEN TANIMLANABİLİR Mİ?
Bir seramik türü olan porselen teknik açıdan tanımladığında, çanak-çömlek seramiğinden bazı özellikleri ile belirgin olarak ayrılır. Örneğin, porselenin daha yüksek sıcaklıklarda, su sızdırmayacak kadar gözeneksiz pişirilmesi gerekir. Porselenin arzu edilen rengi de mümkün olduğu kadar beyaz olmalıdır. Eğer bir de ışığa tutulduğunda, porselen kap ışığı neredeyse yarı yarıya geçiriyorsa ve de vurulunca çok özel bir tınlama sesi de verebiliyorsa, artık mükemmel porselenden söz etmemek için hiç bir neden de yoktur.

Doğanın verdiği nimetlerin ve zengin kaynakların her yönde araştırılıp değerlendirilmesi sonucu, Çinlilerin ilkel seramikten önce gözeneksiz seramiğe, sonra da porselene ulaştıkları kabul edilir. Yapılan kazılarda ele geçen seramiklerden anlaşılmıştır ki, Chou Sülalesi (M.Ö. 1028-481) devrinde sert, gözeneksiz, vurunca tınlayan, ancak çamurunun rengi beyaz olmayan seramikler üretilmiştir. Academia Sinica Arkeoloji Enstitüsü tarafından Batı Chou kültürleri kazılarında bulunan seramik parçalar incelenmiş, bunların Savaşan Devletler dönemine (M.Ö. 481-221) ait, gri renkli pişmiş çamurunun dışında, her özelliği ile porselen ürünler olduğu saptanmıştır. 

Seramiklerin porselen gibi gözeneksizlik kazanarak, tınlama sesi verinceye kadar pişirilmesi için fırınlar 1200 C sıcaklığa kadar ısıtılıyordu. Bu işlem ise günlerce sürüyordu. Güney Çin'de porselen fırınları meyilli arazilere kuruluyor ve yakıt olarak da uzun alevli odunlar kullanılıyordu. Bu fırınlar görüntüleri nedeniyle "Ejderha Fırınlar" olarak adlandırılıyorlardı. Kuzeye özgü bu fırınlar da biçimleri at tırnağına benzediğinden, "At Tırnağı Fırınlar" olarak adlandırılıyorlardı. 

Çinliler, farklı pişirme teknikleri uygulayarak, farklı renklerde seramik sırları elde etmekte çok başarılıydılar. En büyük amaçları da, kutsal sayılan "tsung" adını verdikleri yeşim (jad) taşının rengini seramiğe uygulamaktı. Uzun çabalar sonucunda bunu da başardılar ve Han Döneminde (M.Ö. 206 - M.S. 220) yüksek sıcaklıkta pişmiş, ince ve gözeneksiz gövdeli, yeşim taşının rengini andırır. "Yüeh Seladonları" olarak adlandırılan seramikler üretmeye başladılar. Bu seladonlar o kadar ilgi gördü ki, Çinli seramikçiler bu rengin formülünü uzun süre gizli tuttular.

Gülabdanlar, 18.yy 

Gülabdanlar, 18.yy 

İLK "GERÇEK PORSELENLER", " DÖRT GERÇEK SANAT"IN PARLAK DÖNEMLERİNE DENK DÜŞÜYOR.
Çinli seramikçilerin gözeneksiz ve beyaz pişen porselene erişme çabaları, giderek artan bir başarı ile devam etti. Tanımlamalara ve teknik-estetik bütünlüğe uygun ilk gerçek porselenler T'ang Sülalesi (618-960) devrinde üretildiler. Yaklaşık 300 yıl süren bu devir aynı zamanda Çin'de "dört serbest sanatın" en parlak dönemiydi. Bu dört serbest sanat şunlardır: Müzik, dama oynama, şiir yazma, resim yapma sanatları. Sanatı etkileyen ve yönlendiren Hanlin Akademisi bu dönemde kuruldu. Fırça darbeleri ile resim yapma sanatı başladı. Parlak bir metropol haline gelen Shensi eyaletindeki Ch'angan kenti dünyanın en önemli ve güzel kenti oldu. Batının diğer parlak kentlerini, özellikle Bizans'ı gölgede bıraktı. Tüm dünya sanatları burada buluştu, Budizm tüm dünyaya açıldı. T'ang porselenleri Çin'in 17 kentinde üretilmeye başlandı. 960 yılında Sung Sülalesi devrinin başlaması ile birlikte, devletçe uygulanan Konfiçyus felsefesi yaygınlaştırıldı. Resim sanatında fırça darbesi tekniği dâhiyane-sezgisel bir anlatıma dönüştü. Fırça dekoru ile süslenmiş Tz'uchou porselenleri, başta imparatorluk sarayı için olmak üzere, giderek artan ihtiyaçlara karşılık vermeye başladılar. 

Porselenin kağıt kadar ince de üretilmesi ile, imparatorluk porselenleri de artık sanat ve teknik açıdan, herhangi bir zamanda üretilmiş en mükemmel düzeye eriştiler. Ching-te Chen kentinde üretilen incecik porselenlerin üzerlerini kaplayan hafif mavi-yeşil sır (ch'ing-pai), porselenin gövdesindeki kabartma dekorların oyuklarına girerek, hem dekoru daha canlı gösteriyordu, hem de "gölgeli mavi" (ying-ch'ing) adı ile ünlü rengi oluşturuyordu. 

Kuzey Sung Sülalesi (960-1126) devrinde başkent K'ai-feng idi. Saray için üretilen Ting porselenleri (Ting yao) kural olarak fildişi renkliydiler. 

Chün porselenleri olarak adlandırılan Chün yao'lar ise, başkent K'ai-feng yakınlarındaki Chün-chou'da üretilmekteydi. Bunların karakteristik özelliği, opak (örtücü) sırla sırlanmalarıydı.

ASYA'DA MOĞOLLARIN AYAK SESLERİ DUYULUYOR.
1125 yılında kuzuyden gelen istilalarda, Kuzey Sung Sülalesi'nin bir sanatçı olan imparatoru Huitsung esir alındı. Birçok seramikçi de bu sırada güneye göç etti. Porselen sanatı Güney Sung Sülalesi (1127-1279) devrinde Kiangsi, Chekiang ve Fukien'deki atölyelerde yine sanatının ve tekniğinin zirvelerine tırmandı. 

Ancak bu sıralarda tüm Asya Moğolların ayak seslerine kulak kabartmış bekliyordu. Çin de Moğollar için iştah kabartıcı bir ülke olma özelliğini her geçen gün biraz daha arttırıyordu. 13. Yüzyıl başında Moğolların birliğini sağlayan Temuçin (Cengiz Han) tarafından kurulan Moğol İmparatorluğu'nun başına, 1260 yılında Cengiz Han'ın torunu Kubilay getirildi. O da ilk olarak, tüm Çin'e egemen olacak seferler düzenledi. 1276 yılında Sung hükümdarlığının başkenti Li-nan'ı ele geçirip, çocuk yaştaki Sung İmparatoru ve annesini tutsak etti. Böylece Güney Sung Sülalesi'nin 150 yıllık ömrü de sona erdi. 

Kubilay 1279 yılında tüm Çin'e egemen olarak Çin İmparatoru oldu. Kurduğu hanedanlığa da Yüan adını verdi. Merkezi yönetim biriminin yanı sıra, yerel yönetim birimleri de kurdu. Değerli eserleri Çin dilinden Moğolca'ya çevirtti. Moğolca'yı resmi devlet dili yaptı ve Moğol alfabesi hazırlattı. Budizmi benimsemekle birlikte, diğer dinlere de hoşgörü ile yaklaştı. Sarayını aydınlara açtı. Bilim, sanat ve edebiyatın koruyucusu oldu. 

Kubilay devrini batıya tüm özellikleri ile anlatmakta, Venedikli gezgin Marco Polo'nun oynadığı rol çok büyüktür. 1271 yılında, Papa IX. Gregorius Marco Polo'nun babası ve amcasını, Kubilay Han'a mektup göndermekle görevlendirdi. Marco Polo da bu yolculuğa onlarla birlikte gitti. Genç gezgin kısa sürede Kubilay'ın beğenisini ve güvenini kazandı. Ondan aldığı görevlerle 1275-1291 yılları arasında tüm Çin'i ve Doğu ülkelerini gezdi. Tarih, etnografya ve coğrafya incelemeleri yaptı. 

1295'te yeniden Venedik'e dönen Marco Polo, 1298 yılında Cuzzolo savaşında Cenevizliler'e tutsak düştü. Tutuklu kaldığı süre içinde, arkadaşı Rusticheollo di Pisa'ya yolculuk anılarını yazdırdı. "İl Milione" adıyla birçok kez yayınlanan bu eser sayesinde, Çin'deki sosyal ve etnik değerleri nasıl etkilediğini, tekniğe ve sanata, özellikle porselen sanatına nasıl yön verdiğini öğrenmiş oldu.

Mavi-Beyaz tabak. Ming Hanedanlığı-Jiajing Dönemi (1522-1566) 

Mavi-Beyaz tabak. Ming Hanedanlığı-Jiajing Dönemi (1522-1566) 

MOĞOL İSTİLASI SIRASINDA "İÇİNE KAPANAN" PORSELEN SANATINDAN DEV BİR EKOL DOĞUYOR: "MAVİ-BEYAZ"
Sung Devri ile birlikte olgunluğunun zirvesini zorlayan Çin porselen sanatı ve tekniği, Moğol İstilası sırasında içine kapanık olarak gelişmeye çalıştı. Moğol hükümdarlarının güçlü takviyeleri ile ortaya yeni bir porselen ekolü çıktı. Bu ekol, sıraltı kobalt mavisi ile dekorlanan "mavi-beyaz" (blue-blanc) porselen ekolüydü. Yabancıların istilası altında, Çin'de bu yeni tarz porselenin nasıl olup da gelişip, çabucak yükseldiği konusunda bazı düşünceler vardır. İstilacılara karşı tavır koyan sanatçılar, iç göçü protesto etmek amacıyla, tüm renklerden arınmış olarak, bembeyaz porselen zemini üzerine yalnızca tek bir renk ile "mavi" ile dekor yapmayı yeğlediler. Tüm Yakındoğu'da olduğu gibi, Uzakdoğu'da da mavi rengin nazara ve büyüye karşı koruyucu gücüne ve güvencesine inanılıyordu. Çinli sanatçılar, saraya karşı kendilerini ispatlamak için, porseleni içinde bulundukları koşullarda dekorlamada, mavi rengi özellikle seçmiş olmalılardı. 

Porselenin dekorlanmasında mavi rengin elde edildiği kobalt, ilk kez Mezopotamya'da yaklaşık M.Ö. 2000 yıllarında cam eşyaların renklendirilmesinde kullanılmıştır. Yine Mezopotamya'da 1. Yüzyılda seramikler kobaltla sırüstü tekniği ile dekorlandılar. Sıraltı kobalt dekoru ise ilk kez 12. Yüzyıl sonunda İran'da kullanılmış olup, hem kobalt, hem de kobalt ile mavi sıraltı tekniği tüccarlar tarafından Çin'e götürülmüştür. Çin porselenlerinde en erken kobalt mavisi süsleme 14. Yüzyılın başından itibaren görülmeye başlanır. Çin'de kobalt madeni bulununcaya dek, 14. Ve erken 15. Yüzyıllarda üretilen mavi-beyaz Çin porselenlerinin tümünde, İran'dan ithal edilen kobalt kullanılmıştır. 

Çin'de sıraltı kobalt dekoru yöntemi ile üretilen mavi-beyaz porselen tekniği, geçmişten de güç alarak, sanatının zirvesine hem biçim, hem de dekor olarak çok çabuk erişti. Esasında, Çin'de daha Kuzey Sung devrinde (960-1126), Tz'u-chou porselenlerinde sıraltı dekoru teknikleri geliştirilmişti. Tz'u-chou kelime anlamı olarak "Çömlek Kenti" demektir. Burada üretilen seramiklerin üzerine beyaz astar sürülüyor, böylece alttaki seramiğin renkli gövdesi gizleniyordu. Aynı zamanda da bu beyaz astarın üzerine fırça ile dekor yapılıyordu. Sonradan bu dekorlanmış seramiğin üzerine saydam sır atılarak, sıraltı dekor tekniğinin mavi-beyaz porselen tarzına adaptasyonu şaşılacak kadar mükemmel olmuştu. 

PORSELENİN BAŞKENTİ: Ching-te Chen
Çin porselen tarihinin her döneminde "Porselenin Başkenti" olma gururunu elinde tutan Ching-te Chen kenti, Moğol egemenliği ile birlikte, Çin porselen fabrikasyonunun da merkezi haline geldi. Burada 14. Yüzyılın ilk yarısından başlayarak kobalt mavisi sıraltı dekorasyonunun en güzel örnekleri üretilmeye başlandı. Yüan Sülalesi'nden sonra Çin'i yöneten Ming Sülale'nin ilk imparatoru Hung Wu (1368-1398), Ching-te Chen kentinde, yalnızca saray için porselen üreten bir "İmparatorluk Porselen Manufakturu" kurdu. Bu işletme kentteki tüm porselen fabrikalarına kalite ve sanatta örnek oldu.

Mavi-Beyaz nargile. Qing Hanedanlığı-Kangxi Dönemi (1662-1722)

Mavi-Beyaz nargile. Qing Hanedanlığı-Kangxi Dönemi (1662-1722)

AVRUPA SARAYLARI İÇİN "MONUMENTAL" MAVİ-BEYAZ PORSELENLER
Esasında mavi-beyaz porselenlerin en parlak dönemleri, Moğolların hüküm sürdüğü devirler (1280-1368) ve erken Ming devri olarak kabul edilir. Bu devirde yalnızca Çin'de değil, Japonya ve Avrupa'da da resim sanatında yükseliş yaşanmaktaydı. İtalya'da Leonardo, Mikelanj ve Rafael'in Almanya'da Holbein ve Dürer'in dönemleriydi. Tüm dünyada büyük saray inşaatları da başlamıştı. Bu olayların porselenin biçim, dekor ve işlevsellik özellikleri ile yakın bağları olmuştur. Saraylarda kullanılan saray kaplarının ve lüks eşyanın yerini zamanla "monumental" porselen objeler almıştır. Porselen vazolar yerleştirildikleri büyük mekânlarda kendilerini gösterebilmek için iri boyutlu olmak ve çevre ile de uyum sağlamak zorundaydılar. Artık onlar elle tutularak hissedilebilecek objeler olmaktan çıkmışlardı. 

Büyük boyutlu porselenlerin dekorlanmasında rasyonelliğe gidildi. Sıraltı dekoru büyük bir el becerisi gerektiriyor ve hata kabul etmiyordu. Dekor başlangıçta, önceden çizilen konturların özenle boyanması şeklinde yapıldı. Dekorlama sonradan tam bir ekip çalışmasına dönüştürüldü. Her dekorcu uzman olduğu bir detayı boyuyordu. 100-110 cm yüksekliğindeki vazolar hemen tamamen kobalt mavisi sıraltı tekniği ile dekorlanıyordu. Bu büyük vazoların kesitleri çömlekçi tornasında ayrı ayrı şekillendiriliyor, sonradan büyük bir özenle birleştiriliyor, kururken ve pişerken deforme olmamaları için önlemler alınıyordu. 

Ming imparatorları dönemlerinde elde edilen deneyimler sonunda, porselende Batı'nın sanatsal gelişmelerine de konsantre olundu. Salt Çin karakteri taşıyan porselenlerin yanı sıra, doğrudan Avrupa'nın isteğine göre de üretimler yapıldı. Örneğin, dolap ve şömine garnitürleri, 5 vazodan oluşan setler, şişe soğutucuları, çiçeklikler gibi. 

Monumental mavi-beyaz Çin porselenleri Avrupa'nın barok zevkini de karşıladı. Ancak barok devrin bitmesi ile, dev mavi-beyaz porselenlere olan ilgi de azaldı. Yung-cheng (1723-1735) döneminde de Avrupa için yapılan üretim durdu. Avrupa'da başlayan rokoko devrinde daha zarif ve cıvıl cıvıl renkli dekorlu Çin porselenleri tercih edilmeye başlandı. 

KAYNAKLAR

  • Gustav Weiss "Alte Keramik neu entdeckt"
  • Ullstein GmbH, Berlin 1985.
  • Gustav Weiss "Porzellan"
  • Ullstein GmbH, Berlin 1994.
  • Büyük Ansiklopedi, Cilt 9, 11, 12 Milliyet Yayın, İstanbul 1990.
  • George Savage, Harold Newman, "An Illustrated Dictionary of Ceramics" Thames and Hudson, London 1985.
  • Ateş Arcasoy "Seramik Teknolojisi"
  • Marmara Üniversitesi, İstanbul 1988.
  • Ayşegül Kahramankaptan "Sanat-Din Etkileşimi"
  • Sanatsal Mozaik Sayı 15, İstanbul 1996.