Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

İznik Seramikleri

Türk süsleme sanatı içinde daima özel bir yeri olan çiniciliğin çok eskilere dayanan köklü bir geçmişi vardır. Afrasiyab seramiğinden bu yana izlenebilen kullanım seramiği yanında, duvar süslemesinde de Asya’daki er­ken dönem mimari eserlerden itibaren sırlı tuğla olarak çini bezemenin varlığı görülür. Anadolu Selçuklu Çağı’nda en görkemli mimari eser­lerde bile çok dengeli biçimde ve özellikle iç mekânda izlenen sırlı tuğla bezemenin, Osmanlı Çağı’nda yerini sırlı levha çinilere bıraktığı izlenir. Osmanlı’nın en ihtişamlı yıllarında, Kanuni döneminde, başkent İstanbul’daki büyük programlı yapılarda kullanılan çinilerin önemli bölümünün İznik ürünü olma­ları, Sinan gibi ünlü bir mimarın, İznik’teki çinilerin kalitesini tercih etmesine bağlanmakta­dır. Gerek bu tercih, gerekse İznik’in deniz yolu ile sipariş edilen çinileri daha kolay İstanbul’a ulaştırabilme olanağı, İznik’te XVI. yüzyılda bu sanatın bir lonca olarak gelişmesine yol açmıştır. Ayrıca İznik’te çiniciliğin gelişmesinde, İstanbul’la Anadolu arasında bir kavşak noktasında ve İpek Yolu üzerinde bulunmasının da önemi yadsınamaz. İznik, erken dönemlerdeki ismiyle Nikaia, Marmara Bölgesi’nde, adını verdiği gölün doğusunda, surlarla çevrili bir kent olup Roma, Bizans ve Osmanlı çağı anıtları ile dünyaca ünlü önemli bir çini-seramik üretim merkezi olarak tanımlanmaktadır. M.Ö.IV. yüz­yıldan bu yana izlenebilen tarihi gelişiminde, M.Ö.72 yılında Roma egemenli­ğine giren İznik, Bizans çağında iki önemli Ökümenik Konsil’e ev sahipliği yapmış, 1071 Malazgirt za­ferinin ardından çok kısa bir süre içinde Anadolu’da ilk Türk Başkenti olmuş, I. Haçlı Seferi’nden sonra el değiştirmiş, 1204–1261 arasında İstanbul’un Haçlılar tarafından Latin İşgali altında tutulduğu dönemde Bizans impara­torluğunun önemli merkezlerinden biri haline gelmiş, 1331 yılında Orhan Gazi tarafından fethe­dilerek Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı mimarisinin erken dönem anıt eserleriyle ünlü İznik özellikle XVI. yüzyılda çini ve seramikle­riyle dönemin dünyasında tanınmış ve haklı bir şöhret kazanmıştır. XVII. yüzyıl sonla­rından itibaren yavaş yavaş eski önemini kaybetmeye başlayan İznik­, XX. yüzyıl başlarında artık seramik üretiminden ve eski ihtişamlı günlerinden eser kalmamış küçük bir kasabadır. Günümüzde ise yirmi binlerdeki nüfusu ve yeniden canlanıp kırklı sayılara ulaşan çini atölyeleriyle eski günlerine ulaşma çabası içinde olan şirin bir yerleşim merkezimizdir.

konu4.jpg

Bu kadar köklü bir geçmişe sahip olan İznik’te çini ve seramik üretimi de bir o kadar eskilere dayanmaktadır. 1963 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyeleri’nce1 sürdürülen kazılarla, Roma, Bizans ve çok kısa süren Selçuklu hâkimiyeti sırasında da İznik’te üretim yapıldığı, ele geçen sırsız ve sırlı parçalarla bilim çevrelerine kanıtlanmıştır (FOTOĞRAF 1). İznik’te yapılan bilimsel araştırmalar, Doğu Roma-Bizans dönemindeki kırmızı hamurlu ve çoğu kuş figürlü renkli sırla sırlanmış seramik üretiminden sonra, Selçuklu egemenliğinde de değişik bir seramik üretimine sahne olduğunu göstermektedir. XI. yüzyılın Selçuklu seramik tekniğinin ve fırınlarının izlerine rastlanması, bir yandan Selçuklu seramik ge­leneğinin kuvvetini sergilerken, diğer yandan da kazılarda ele geçen astar bezeme tekniği (slip) seramiklerin, Selçuklu esası üzerinden Osmanlı seramik sanatında uygulandığı görüşünü de kuvvetlendirmekte ve aradaki bağlantıyı sağlamaktadır (FOTOĞRAF 2). Bütün Doğu Akdeniz bölgesinin Ortaçağ seramik tekniği olan çizikleme de­korlu (sgrafito) (FOTOĞRAF 3), bazen akıtmalı renkli seramikleri ya­nında slip dekorlu seramikler Selçuklu çevresine özgü özel bir bezeme tekniğidir.

Slip teknikli sırsız kâse. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Slip teknikli sırsız kâse. İznik Çini Fırınları Kazısı.

İznik seramikleri, kırmızı ve beyaz hamurlu evreler olmak üzere başlıca iki grupta değerlendirilir. Kırmızı hamurlu evre, yukarıda sözü edilen sgrafito ve sliple birlikte, yanlış bir isimlendirmeyle “Milet İşi”2 olarak literatüre yerleşen tekniklerden ibarettir. Erken dönemden beri, çok daha geniş bir coğrafyada uygulamalarıyla karşılaşılan sgrafito ve slip tekniklerinde şeffaf sır renklidir. Genelde sarıdan kahverengine uzanan tonlarla, yeşil renkli sırın hâkim olduğu örneklere Osmanlı dönemiyle birlikte firuze renkli sırın da eklendiği İznik kazılarında ele geçen parçalarla belirlenmiştir (FOTOĞRAF 4).

Çoğunlukla tabak ve çukur kâse gibi açık formlara sahip bu seramiklerde, kırmızı hamurlu alt yapı üzerine beyaz bir astar çekildikten sonra, çoğunlukla kobalt mavisi boya ile hiçbiri birbirine benzemeyen serbest fırça ile yapı­lan natüralist ve stilize dekora yer verildiği görülür(FOTOĞRAF 5). Genellikle renksiz, bazen de çoğunlukla firuze olmak üzere çeşitli mavi tonları ve hatta mor renkli sır kullanılmıştır (FOTOĞRAF 6). Fakat esas olan, alttaki boya ile yapılan desenlerin görülebilmesi için sırın şeffaf olmasıdır. Dekor ve üslup tahlil­leri bu tip seramiğin İznik’te üretimin devam ettiği sü­rece kullanıldığı sonucunu ortaya koymuştur. Bitkisel ve geometrik motifler yanında radyal çizgilerle hareketlendirilen seramiklerde ender olarak bu desenler arasında çeşitli figürlere yer verildiği görülür. Figürler genelde kuş ya da balık olup bu teknikte şu ana kadar bilinen tek insan figürüne İznik Çini Fırınları Kazısı’nın 1984 yılı buluntuları arasında rastlanmıştır. Selçuklu çini ve seramiklerinde oldukça sık kullanılan insan figürüne Osmanlı’ya özgü bu ilk seramik tekniğinde tek bir örnek olarak rastlanması bu parçayı ilginç kılmaktadır (FOTOĞRAF 7 ).

Mavi-Beyaz teknikli kapak. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Mavi-Beyaz teknikli kapak. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Müze ve özel koleksiyonlarda pek örneğine rastlanmayan bu söz konusu teknikten ilgi çekici bir diğer parça ise büyük boyutlu bir tabaktır. İznik Çini Fırınları Kazısı’nın 1992 yılı buluntuları arasındaki bu tabağın, bir bahçe içinde yer alan köşk olarak tanımlanabilecek mimari bir görünümle bezendiği görülür (FOTOĞRAF 8 ). Son araştırmalar, İznik seramik ve çinilerinde asıl ünü sağlayacak olan teknoloji değişiminin XV. yy.dan itibaren başladığını ortaya koymaktadır. Kil yoğunluklu hamur yerine kuartz yoğunluklu sert ve beyaz hamur, değişikliğin temelini meydana getirmektedir. Daha yüksek ateşte pişirim, fırınlama teknolojisinde de bir değişime işaret etmektedir. Adeta yumuşak porse­len niteliği kazanan bu seramikler, genellikle mavi-beyaz dekorları ile Çin porselenlerinin yerini dol­durmaya başlamıştır. Osmanlıların Çin porseleniyle tanışma tarihi Fatih Sultan Mehmed dönemine (1451–1481) rastlar. II. Bayezit döneminde (1481–1512) ise Çin porseleninin temininin zorlaştığı ve bu yüzden porselen kalitesinde üretim arayışına girildiği bilinmektedir. İşte İznik’in beyaz hamurlu evresini başlatan bu arayış çabaları olmuştur. Hamur yapısındaki değişim formları da etkilemiş, bu daha dayanıklı, sert hamurla, kırmızı hamurda yaygın olan açık formların kapalı ya da dik form olarak isimlendirdiğimiz bardak, kupa, sürahi ve vazo gibi biçimlerle çeşitlendiği görülmüştür (FOTOĞRAF 9) (FOTOĞRAF 10 ) (FOTOĞRAF 11).

konu4c.jpg
Milet İşi olarak tanınan teknikten dipler. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Milet İşi olarak tanınan teknikten dipler. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Beyaz hamurlu seramiklerde daha pürüzsüz bir yüzey sağlamak için yine beyaz astarın kullanıldığı bilinmektedir. Bu zemin üzerine öncelikle koyu tonda, kobalt mavisi ile boyanan (ya da zemin kobalt mavi ile renklendirilmiş, motifler beyaz bırakılmıştır) desenler ikinci aşamada şeffaf renksiz sırla sırlanıp fırınlanmıştır. Hamur yapısındaki değişim yanında özellikle erken tarihli mavi-beyaz dekorlu seramiklerin desen açısından Çin porseleninden etkilendiği de genelde kabul gören bir düşüncedir. Ming döneminin yaygın bir desen türü olan üzümlü tabakların (XV. yüzyılın başına tarihlenirler) İznik’te aynılarının üretildikleri görülmektedir (FOTOĞRAF 12) (FOTOĞRAF 13). Yine “Lien Zu Kasesi” olarak adlandırılan ve XV. yüzyılın başına tarihlenen Ming dönemi mavi-beyaz porselenlerinin kopyası olarak İznik’te üretilen kaselerden örneklere İznik Kazıları’nda rastlanmaktadır Bu İznik yapımı kaselerden tüm bir örneği Victoria & Albert Museum’da görmek mümkündür. Oldukça derin kavisli gövdesiyle çok dayanıklı bir yapıya sahip olmayan bu tip İznik kaselerinin hamurunun inceliği dikkat çekicidir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla birlikte mavi-beyaz İznik seramiklerinin tamamen Çin porseleninin etkisi altında olduğunu da söylemek doğru olmayacaktır. İznik’e özgü ilk desenler J. Raby tarafından verilen isimle “Baba Nakkaş” üslubu olarak tanımlanmaktadır. Bu seramikler, yoğun hatayi ve rumi motiflerinin girift bir kompozisyon oluşturduğu bezemelere sahiptirler. Yukarıda belirtildiği gibi bunlar sadece beyaz ve koyu bir kobalt mavisi ile renklendirilmiş örneklerdir. XVI. yüzyıl başlarında mavi-beyaz dekora firuze rengin de katılması ile şeffaf renksiz sır al­tındaki bezeme çeşitlenme göstermiştir. Son yıllarda XVI. yüzyıl tuğralarının zemin dolgusunda görülen spiral­lere benzetilerek yine J. Raby tarafından “Tuğrakeş Üslubu” adı teklif edilen ve eskiden yanlış bir isimlendirmeyle Haliç İşi olarak literatüre yerleşen seramiklerin de asıl üretim merkezlerinin İznik olduğu bilim çevrelerinde kabul gören bir gerçektir. İznik Çini Fırınları Kazısı buluntuları arasındaki, fırınlama sırasında birbirine yapışmış farklı teknikten örnekler bunun en güzel kanıtıdır (FOTOĞRAF 14).

Milet İşi olarak tanınan teknikten insan figürlü gövde parçası. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Milet İşi olarak tanınan teknikten insan figürlü gövde parçası. İznik Çini Fırınları Kazısı.

XX. yüzyılın başlarında, Haliç kıyılarına yakın, Sirkeci ve Aksaray’da yapılan kazılarda ele geçen seramik parçaları bu isimle adlandırılmış, fakat bunların Evliya Çelebi’nin bahsettiği Haliç atölyeleri’nin üretimi olmadıkları İznik’te yapılan kazılarla ortaya konmuştur. Öte yandan İznik’e paralel bir üretim içinde olan Kütahya’da da aynı teknikte seramikler üretildiği bilinmektedir. Bugün Londra British Museum’da bulunan boyun kısmı kırık şişe, kitabesine göre 18 Mart 1529 yılına tarihlenmektedir. Kitabede ayrıca “Piskopos Der Mardiros tarafından Ankara Meryem Manastırı için Kütahya’ya sipariş edildiği” de belirtilmektedir. Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği atölyelerde kırmızı hamurlu, sırsız seramik üretimi olduğu bilinmektedir. Oysa bu beyaz hamurlu seramikler kaliteli işçilikleriyle, beyaz zemin üzerine genelde kobalt mavisi ile oluşturulan helezonik kıvrımları hareketlendiren stilize küçük çiçekler ve virgül biçimi yaprakçıklarla dikkati çekmektedirler. Bu helezonik kıvrımlar bazen tek merkezli olarak tüm gövdeyi kaplamakta bazen ise küçük küçük çok merkezli kıvrımlarla tasarım oluşturulmaktadır. Çengelsi ya da virgül biçimli yapraklarla çok stilize küçük çiçekçiklerden oluşan desenin rumi,palmet ya da içleri rumi dolgulu şemse gibi motifler yanında lale, sümbül gibi natüralist motiflerle de hareketlendirildiği görülür (FOTOĞRAF 15). XVI. yüz­yılın ortalarına tarihlenen Bursa Yeni Kaplıca’nın altıgen levha çinilerinde1, beyaz hamurlu zeminde be­yaz astar üzerinde kobalt mavisi, mangan moru, zeytin yeşili, firuze ve konturlarda siyah rengin kullanılması ile meydana getirilen bahar dallı kompozisyon değişik bir üslu­bun öncüsü olarak kabul edilir. Yine yanlış bir isimlendirmeyle “Şam İşi” olarak tanınan bu tip seramikler o dönemde Osmanlı toprağı olan ve bu renklerin kullanıldığı yerel üretim çinilere bakılarak, ilk olarak oradan satın alındıkları için bu isimle anıla gelmişlerdir. Fakat Suriye’deki yapılarda karşılaşılan, yerel üretim ürünü çinilerin, İznik üretimi çini ve seramiklerle kıyaslanması mümkün bile değildir. Bu söz konusu tekniğin çini uygulamalarına çok rastlanmazken 2 seramik olarak oldukça zengin örnekle karşılaşılır. İznik’in adının geçtiği tarihli bir örnek bugün British Museum koleksiyonundadır. Kanuni döneminde çini ile kaplanan Kubbet el-Sahra’ya ait kandilin ayak kısmında 1549 tarihi, süslemeyi yapan usta olarak Musli adı ve İznik’in önemli isimlerinden Eşrefzade Rumi’nin adı geçmektedir (FOTOĞRAF 16). Pek çok önemli müze ve koleksiyonda yer alan bu seramiklerde yazı yanında hatayi, rumi, palmet gibi stilize bitkisel motiflerle lale, sümbül, karanfil gibi natüralist çiçek ve nar ya da enginar türü bitki motiflerine de yer verildiği görülür. Bu adı geçen motiflerin arasında bazen bir kuşa da rastlanabilir. Motiflerin şimdiye kadarki uygulamalardan farklı biçimde çok iri olarak kullanılması dikkati çeker (FOTOĞRAF 17). Öte yandan sevilerek kullanılan bir başka motif ise yelkenlidir. Beyaz hamurlu bütün tekniklerde kullanılan bu motife İznik Çini Fırınları Kazısı buluntuları arasında oldukça sık rastlanır. 1981 yılı buluntuları arasındaki kapalı formlu bir kaba ait küçük gövde parçası yanında 2004 buluntularından neredeyse tamamen tümlenebilen sürahi Şam İşi olarak tanınan bezeme tekniğindendir (FOTOĞRAF 18).

Mavi-Beyaz teknikli üzümlü tabak. Lady Barlow Koleksiyonu, Cambridge.

Mavi-Beyaz teknikli üzümlü tabak. Lady Barlow Koleksiyonu, Cambridge.

XVI. yüzyıl seramikleri­nin Türk seramik sanatı içinde önemli bir yere sahip olması, aynı döneme tarihlenen çiniler gibi; çok sağlam ve sert hamurlu altyapısı ile bağlantılıdır. Buna Saray nakkaşhanesinden gelen desenlerin etkilerini de katmak gerekir. Osmanlı saray nakkaşhanesi döneminin tüm sanat ürün­lerindeki dekoru bazen doğrudan, bazen de dolaylı olarak etkilemiştir. Ancak nakkaşhanede üretilen de­senlerin, sipariş olarak yapılan çinilerdeki desenler dolayısıyla dolaylı bir yolla, aynı yerde üretilen seramiklerin dekorunu da etkilemesi kadar doğal bir şey olamaz. 1550’lerden sonra, o ana kadar seramikte kullanılan renklerin arasına zümrüt yeşili yanında kendinden kabaran mercan kırmızısı renginin de eklenmesi ve şeffaf renksiz sıraltında başarıyla kullanılır olmasıyla Osmanlı çiniciliği doruk noktasına ulaşmıştır. 1550–57 tarihlerinde yapımı sürdürülen Süleymaniye Camii’nin çinilerinde ilk kez kabarık kırmızıya rastlanması bir tarihleme ipucu olarak kullanılmaktadır. Aynı külliye içerinde yer alan Hürrem Sultan Türbesi’nde (1558) daha da zenginle­şen desen ve renk coşkusu ile artık yepyeni bir üslup söz konusu olmaktadır. Yine yanlış bir isimlendirme ile “Rodos İşi” olarak adlandırılan bu sıraltı dekorlu çok renkli bezemeli teknikte, hem duvar kaplamasında kullanılan çini levhalarda hem de seramikte çok başarılı olunmuştur. İlk olarak bir Fransız elçi tarafından Paris’e götürülmek üzere Rodos Adası’ndan satın alındığı için bu isimle tanınan çok renkli bezemeli bu teknikten çok sayıda buluntu İznik Kazıları’nda ele geçmektedir. İznik’e asıl ününü sağlayan bu teknikteki belki de en önemli buluntu şu anda İznik Müzesi koleksiyonunda bulunan, İznik Çini Fırınları Kazısı’nın 1983 yılı buluntularından olan armalı bir tabaktır.

Mavi-Beyaz teknikli üzümlü tabak. İznik Çini Fırınları Kazısı.

Mavi-Beyaz teknikli üzümlü tabak. İznik Çini Fırınları Kazısı.

1983 yılına kadar dokuz tane olarak bilinen, çeşitli koleksiyonlara dağılmış takıma ait (FOTOĞRAF 19) onuncu örneğin, defolu olduğu için satılamayıp üretim merkezinde kalmış olması, bu sözü edilen tekniğin İznik üretimi olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeden kanıtlamaktadır. Ayrıca bu tabak aynı zamanda İznik’in ününün bütün dünyaya yayıldığının en güzel göstergesidir. Avrupalı Aristokrat bir ailenin1 (FOTOĞRAF 20) bu takımı doğrudan İznik’e sipariş etmesi İznik çiniciliğinin başarısıdır. Bu teknikle birlikte formların çeşitlenmesine karşın boyutların küçülmeye başladığı görülür. Şam İşi olarak tanınan teknikle birlikte izlenmeye başlanan doğaya yakınlaşmadaki başarı en üst seviyeye ulaşmıştır. Doğadaki bütün çiçek ve bitkiler büyük bir başarı ile dönemin çini ve seramiklerine işlenmiştir (FOTOĞRAF 21) (FOTOĞRAF 22) Ayrıca çinide Osmanlı döneminde yaygın olmayan figüre de seramiklerde yer verilmiştir. Doğrudan bir bitki dalına konmuş hayvan figürlü kompozisyonlar yanında, hayvan mücadelelerini konu alan, onları gerçek ortamlarında gösteren sahnelere de ağırlık verilmiştir (FOTOĞRAF 23) (FOTOĞRAF 24). Yine bu tekniğin içinde incelenen, pembe ve mavi zeminli bir grup seramik ilginç örneklerle karşımıza çıkar. XVI. yüzyılda, beyaz hamurda slip uygulaması olarak değerlendirilen bu örneklerde zemin renginin, açık tonda bir turuncudan koyu bordoya (FOTOĞRAF 25), mavi olarak da lavantadan koyu çivite kadar değiştiği görülür (FOTOĞRAF 26). Bu renkli zemin üzerinde özellikle beyaz rengin bazen kabarık bazen de düz kullanıldığı, ayrıca kırmızı, siyah ve yeşille de desenlerin yapıldığı izlenir. 

Yüzyılın sonlarına doğru, öncelikle, mercan kırmızısı ve daha sonra da diğer renklerin bozulmaya başladığı görülür. İznik çini ve seramiğine ününü sağlayan kendinden kabarık parlak mercan kırmızı rengin kısa süreli olarak izlenebil­mesi –ki aynı başarı ile yaklaşık 50-60yıl kadar kullanılabilmiştir- çeşitli nedenlere bağlanmakla birlikte, İznik Kazıları’ndan varılan sonuca göre, ilgili maden oksit rezervinin tükenmesi ile açıklanabilir. Renklerdeki bozulmayı sırın kalitesindeki düşüş izlemiş ve son olarak da desendeki aksaklıklarla İznik’in parlak günleri sona ermiştir. Bundan sonra birtakım canlandırma çabaları olsa da İznik Çiniciliği bir daha o eski günlerine dönememiştir(FOTOĞRAF 27). Konu İznik olduğunda; özellikle XVI. yüzyıl İznik seramiklerine ilgi duyan Avrupalıların XIX. yüzyılda bunların kopyalarını ürettiklerinden de söz etmek gerekir. Bunlar içinde en başarılıları Fransız Emile Samson ve Floransa’daki Cantagalli atölyesidir. Samson’un Arapça “S” harfini, Cantagalli atölyesinin ise horoz biçimli bir armayı kullandığı bilinir. Son söz olarak, genellikle satın alındıkları yerlere göre isimlendirilen, Osmanlı çini ve seramik tekniklerinin asıl üretim merkezle­rinin İznik olduğunun bir kez daha vurgulanmasında fayda vardır.

SEÇME KAYNAKLAR

ALTUN, Ara, "İznik Çini ve Seramikleri", Sadberk Hanım Müzesi Türk Çini ve Seramikleri, İstanbul 1991,7–48. ALTUN, Ara, " Osmanlı Sanatında Özel Bir Konu İznik", Antik & Dekor, S.50, İstanbul 1999, 98–103. ALTUN, Ara, Osmanlı'da Çini ve Seramik Öyküsü,(Editör ve bölüm yazarı) İstanbul (1997). ALTUN, A., "İznik Kazıları Işığında Osmanlı Çini ve Seramikleri", Anadolu'da Türk Devri Çini ve Seramik Sanatı, (Ed. G.ÖNEY-Z.ÇOBANLI), İstanbul 2007, 309–325. ASLANAPA, Oktay, Anadolu'da Türk Çini ve Keramik Sanatı, İstanbul 1965. ASLANAPA, Oktay - Şerare YETKİN - Ara ALTUN, 1989, İznik Çini Fırınları Kazısı II. Dönem 1981-l989, İstanbul 1989. ATASOY, Nurhan - Julian RABY, İznik Seramikleri, London 1989. AYAS, Necati, "İznik Çini Fırınları Kurtarma Kazısı I", Anadolu, XX, Ankara 1984, 161–232. BİLGİ, H., Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer M. Koç Koleksiyonlarından İznik Çini ve Seramikleri, İstanbul 2009. CARSWELL, John, "Ceramics", Tulips, Arabesques and Turban, Decorative Arts from the Ottoman Empire, (Ed.by Yanni Petsopoulos), London 1982, 73–120. CARSWELL J., "The Tiles in the Yeni Kaplıca Baths at Bursa", CXX, 269, Apollo, July 1984, 36-43. CARSWELL, John, Iznik Pottery, London/Singapore,1998. DEMİRSAR ARLI, B., "İznik Çini Fırınları Kazısından İlgi Çekici Örnekler", Uluslararası İznik Sempozyumu 5-7 Eylül 2005 , İstanbul (tarihsiz), 347-354, 498-501.DEMİRSAR ARLI, B., "Kütahya Çiniciliği", Anadolu'da Türk Devri Çini ve Seramik Sanatı, (Ed. G.ÖNEY-Z.ÇOBANLI), İstanbul 2007, 329–345. DEMİRSAR ARLI, B. – A. ALTUN, Anadolu Toprağının Hazinesi Çini Osmanlı Dönemi, İstanbul 2008. LANE, Arthur, Later Islamic Pottery, London 1957. ÖNEY, Gönül, Türk Çini Sanatı, İstanbul 1976 PAKER, M., "Anadolu Beylikleri Devri Keramik Sanatı", Sanat Tarihi Yıllığı, I, İstanbul 1965, 155-182. RACKHAM, Bernhard, Islamic Pottery and Italian Maiolica, London 1959. SARRE, Friedrich, "Die Keramik der Islamische Zeit von Milet", Das Islamische Milet (F. Sarre-K. Wulzinger-P. Wittek), Berlin 1935. TURAN BAKIR, S., "Osmanlı Sarayında Bir Zirve İznik Çini ve Seramikleri", Anadolu'da Türk Devri Çini ve Seramik Sanatı, (Ed. G.ÖNEY-Z.ÇOBANLI), İstanbul 2007, 279–305. ÜNAL, İsmail, "Les Poteries de Faience Appartenat aux Collections des Messieurs Hüseyin Kocabaş et Tevfik Kuyaş", Atti del Secondo Congresso Internationale di Arte Turca, Napoli 1965. YETKİN, Şerare, "İstanbul'da Silivrikapı'daki Hadım İbrahim Paşa Camii'nin Çinilerindeki Özellikler", Sanat Tarihi Yıllığı, XIII, 1988, 199–211.