Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Fahrelnissa Zeid Resmin Prensesi

Fahrelnissa Zeid Resmin Prensesi

PROF. DR. KIYMET GİRAY


20. yüzyılın ortalarında Avrupa’da, sanatın kalbinin yeniden şiddetle atmaya başladığı yıllarda, Paris’in sanat ortamında bir şiddetli rüzgâr gibi var olur: Fahelnissa Zeid. 1940’lı yılların ortalarından başlayarak Paris’te gelişen resim hareketinin en uç çizgisindedir. Eserleri sergilerde övgüler almakta, kritikler hakkında yorumlar yapmaktadır.

Fahrelnissa Zeid, École de Paris’in çevresinde toplanan ve farklı ülkelerden gelerek ortak estetik duyuşta kesişen, yeni oluşumla açılan soyut söylemlerinin en çarpıcı örneklerini vermeye yönelen sanatçılarla aynı heyecanı taşımaktadır. Ancak yaşamının temsili olan farklı sanatçı kimliğiyle özgür ve özgün tuvaller boyamaktadır. Yarattığı geometri, coşkularını tuvallerle buluşturan renkler tuvallere sığmamaktadır.  2-3 ve 6 metre, giderek büyüyen tuvaller, değişen ve gelişen kompozisyonlar sınırsız alanlarda sonsuzluklara dağılmaktadır. Paris Ekolü’nün sayılı kadın sanatçıları arasında da en önde olan odur. Ekolün yaratıcısı, kuramcısı, yazarı, Charles Estienne övgüler yazmaktadır onun resimlerine. Andre Malraux, Zeid’in soyut kompozisyonlarından etkilenecek ve ‘sanatın geleceği doğudadır’ diyecektir. Andre Perinaud, Yaşar Kemal’in kitaplarını da çevirecek olan Amerika asıllı yazar, şair Édouard Roditi, D. Chevalier, Ronald Penrose, Andre Maurois Zeid’in resimleri üzerinde düşünmekte ve yazmaktadır. Andre Perinaud, Zeid kompozisyonlarının özünden yansıyan ‘kaleideskop’ formların büyüsünü övmekte ve özgünlüğünü belgelemektedir. Hak ettiği ilgiyi ve şöhreti vurgulamaktadır. Ödünsüz kişiliğini belirlemektedir. Zeid’in Paris Ekolü içinde yeri belirlenmiştir.

 

Fahrelnissa Zeid, Prens Zeid’le birlikte.

Fahrelnissa Zeid, Prens Zeid’le birlikte.

Fahrelnissa Zeid, Resmin Prensesidir.

1934 yılında, Haşimi ailesinden, Ürdün Kralı Abdullah ile Irak Kralı Faysal’ın küçük kardeşi olan Prens Zeid ile evlenmesiyle “Prenses” olarak çağrılmaya başlayan Fahrelnissa Zeid, soyut kompozisyonlarıyla 1950’lerin Paris Ekolü’nün de “Prenses”i olur.

Zorlu yılların sanatçısıdır Zeid. 20. yüzyılın ilk yarısında dünyaya gelenler gibi, onun yaşamının büyük bir bölümü savaş yıllarının içinde geçer. Ailesi asker kökenlidir. Fahrelnissa’nın büyükbabası Miralay Mustafa Asım Bey, Şurayı Askeri Dairesi Reisi olarak tanınır.  Oğulları, Cevat ile Şakir askeri okullarda eğitim görür. Cevat, sadrazam olur. Osmanlı devletini elçi olarak iki defa dış ülkelerde temsil eden Şakir Paşa ise Fahrelnissa’nın babasıdır. Sare İsmet Hanım’la evlenen Şakir Paşa’nın altı çocuğundan 3.’sü olarak, Paşa’nın İstanbul Büyük Ada’daki kırmızı köşkünde doğar ve Fahrünnisa Emine adı ile nüfusa kaydedilir. Saygın ve kültürlü bir ailenin iyi öğrenim gören çocukları, sanatla iç içe büyür.

 

Fahrelnissa Zeid, babası Şakir Paşa, kardeşleri ve annesiyle birlikte.

Fahrelnissa Zeid, babası Şakir Paşa, kardeşleri ve annesiyle birlikte.

Şakir Paşa ailesi

Notre Dame de Sion’da öğrenim gördüğü yıllarda savaşın ağırlığını iyiden iyiye hissetmeye başlar. Büyük Savaş başlamıştır ve Osmanlı İmparatorluğu Fransa’nın karşısında yer almaktadır. Okulu kapatılır. Pansion Braggiotti’de orta öğrenimini tamamlamak zorunda kalır.  İngilizce, Fransızca öğrenir. Doğu dillerini ve kültürünü tanımaktadır. Resim yapmaya 9 yaşında başlar. Orta öğrenim yıllarında göze batan desenler çizer.

İşte tam da bu yıllarda aile büyük bir trajediyle sarsılır. Babaları Şakir Paşa, büyük ağabeyi Cevat Şakir tarafından 1914 yılında öldürülür. Baba mezara Cevat Şakir hapishaneye girer. İstanbul İngiliz ve İtalyanlar tarafından işgal edilir. Ailenin büyük damadı Emin Koral, cephededir, diğer damat Ahmet Bey, İttihat ve Terakki üyeleriyle birlikte,  İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür.  Anneleri aileyi bir arada tutmaya çalışmaktadır. Fahrelnissa 1919 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde resim öğrenimine başlar. Üst üste gelen sıkıntılar içinde öğrenimini yarıda kesip, iyi bir eğitim almış, batı kökenli bir şirketin müdürü olan ve aynı zamanda da Fecr-i Ati grubu ve Servet-i Fünun dergisi yazarları arasında yer alan yazar İzzet Melih Bey’le evlenir. 14 yıl süren bu evlilikten, ressam Nejat ile tiyatro oyuncusu, yönetmen olan Şirin adlı çocukları dünyaya gelir.  

 

1928 yılında eşiyle birlikte Paris’e gider. Académie Julian’da öğrenim gören Paul Ranson’un açtığı özel sanat akademisi olan The Académie Ranson’da, Roger Bissiére atölyesinde resim dersleri takip eder. İstanbul’a döner ve 1929 ile 1930 yıllarında da Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde, Namık İsmail atölyesine devam eder.

1933 yılında İzzet Melih Bey’den ayrılır ve 1934 yılının temmuz ayında, Irak Kralı 1. Faysalı’ın kardeşi, Irak’ın Türkiye büyükelçisi Prens Emir Zeid Hüseyin ile evlenir. 1935 yılında, Irak’ın Almanya Büyükelçisi olarak atanan eşiyle birlikte Berlin’e gider. Diplomatik ve saygın davetler verir. Müzelerde gezmekte, Alman sanatının sanatçılarını izlemekte ve Alman felsefe okulunun düşünürlerini, Rilke, Nietzche okumaktadır. Adolf Hitler’in ve Hava kuvvetleri komutanı Hermann Wilhelm Göring’in resmi davetine katılarak zarafetiyle ve resimleriyle ilgili övgüler alır. Zeid’in Berlin kent peyzajları, hareketin başat olduğu, kalın konturların ana hatlarını ve hareketini çizdiği kent dokularının resimleridir.

Avrupa’da savaşın sıcak rüzgarları çok sert esmektedir. Yaşamak zordur. 1938 yılında, eşi Zeid, Irak Kral naibi olur. Bağdat’a dönerler. Farklı bir kültürün içindedir artık. Kadim uygarlıkların izlerinde dolaşır. Sümer, Ninova, Babil, Asur sanatının antik kentlerini gezer, sanat eserlerini inceler. Kerbela olaylarının kutlamalarında, inancın yarattığı ritüellerinin gizleri, siyah beyaz, sert konturlu desenlerinin ortaya çıkmasına neden olur.

1939 yılında İstanbul’a gelir. Aynı yılın sonunda, Budapeşte’de bir atölye açarak, kentin sokak yaşamını belgeleyen resimler yapar. “Budapeşte-İstanbul Ekspresi Serisi” olarak tanımlanan 1943 tarihli Budapeşte resimleri, buz pateni sahasında kayanların durdurulamayan ritmik danslarının çevresini kıpırtılarla sararak istiflenen kent peyzajlarıdır.

 

Budapeşte sokaklarının yaşama açık görünümlerinden dinamik resimler yaparken savaşın ateş ve barut kokan soluğu bu coğrafyaya da uzanır. Balkanlarda da savaş başlar. 1941 yılında, İstanbul’a dönmeye ve sanat ortamında var olmaya karar verir. Büyükdere’de yer alan köşkün ahırlarını atölyesine dönüştürür.  d Grubu sanatçılarıyla tanışarak, onlarla birlikte sergilere katılır.  İlk kişisel sergisini 1945 yılında, Maçka'da kiraladığı Ralli Apartmanı’ndaki atölye-evinde açar. Bu sergisini oluşturan, aynı siyah beyaz resimlerle düzenlediği İzmir sergisi izler. Bir yıl sonra, yine aynı ev atölyesinde 3. sergisini gerçekleştirir. d Grubu sergilerine katılır. Böylece, İkinci Dünya savaşının zor yıllarını, İstanbul’da sanat ortamına girerek ve sergiler açarak değerlendirmiş olur.  “İstanbul’da Kış”, “Boğazdan Görünüm”, “Polonezköy” manzaraları, ağaçların kuru dallarıyla parçalanan ve geometrik alanlara bölünen kompozisyonlarıyla, Zeid’in, soyuta yatkın, ritmik dinamizminin özgün sistemini belirler.  

Bu süreçleri kapsayan sanat dönemi içinde yaptığı önemli eserler, Zeid’in sanat anlayışının ilk döneminin özelliklerini belgeler. Bu resimler onun sıra dışı kimliğini, dinamik devinimlerle sarsılan, heyecanlı, başkaldırılarla dolu, atak fırça vuruşları, dinmeyen hareketli kişilik yapısını, batı resminin kuramlarına açık, Osmanlı sanatının kurgusuna yatkın alt yapısını, zengin kültür dokusunu belirler. Boya ve renk, doku ve yapı taşı olarak Zeid’in tuvallerinde yerlerini alır. Duffy kompozisyonlarına yakın duran, bir başka bakış açısıyla da Osmanlı minyatürlerine göndermeler yapan 1943 tarihli, “Üçüncü Mevkii Yolcuları” adlı resmi,  görülen Avrupa resim geleneklerini oryantal temalarla harmanlar. 1940’lı yılların ortalarından, İstanbul’da kendi evinde düzenlenen ilk kişisel sergilerinden birkaç eser, siyah ve beyaz, sert ve yumuşak karşıtlıklar oluşturan tuvaller, cesur atılımlar içinde resim yaptığını vurgular. 1943 yılına tarihlenen, “Üç Günlük Hayat/Savaş” ve 1944 yılında yaptığı, “Gün İçindeki Üç An ve Yaşam”, Zeid resimlerinin döneminin sanat anlayışı içinde taşıdığı ayrıcalıkları belirler. Farklıdır, özgün bir sanat anlayışına sahiptir, resmin prensesidir.

 

Her nasıl olduysa, toplu, tüfekli hatta atom bombalı yıkımları ve ölümleri geride bırakarak II. Dünya Savaşı nihayet sona erer. 1946 yılında, İngiltere’ye ilk atanan büyükelçi olan eşiyle birlikte Londra’ya taşınır. Zeid, 1950’li yıllara kadar bir seri olarak Londra, Amsterdam, Paris, Bristol’de, önemli sayılabilecek galerilerde uluslararası sergiler düzenler. 1950 yılında New York’tadır. Hugo Galeri Zeid’i, kentin sanat ortamına oryantal ressam tanımıyla takdim eder.

1945 yılında Londra’ya yerleşen Fahrelnissa Zeid, sergilediği resimlerle farkındalık yaratır. Londra’daki Saint George Galerisi’ndeki sergisi Fahrelnissa Zeid’in sanat hayatında zengin anılara sahne olur. Sergiyi İngiltere başbakanının eşi açar. İngiltere Kraliçesi, sergisini onurlandırır.

Artık Paris Ekolü sanatçıları arasında yer almaktadır. Doğal olarak da soyut hareketin içindedir. Eleştirmenler ve sanatçılar arasında dönemin önemli kadın sanatçılarından birisi olarak değerlendirilir. Onun soyut resimleri, Paris Ekolü çevresinde toplanan sanat kritiklerinin ilgi odağı olur. Sanatçı ve eserlerini olumlayan bir tavırla irdeleyip değerlendiren bu tartışmaların kuşkusuz çok farklı bakış açıları, odakları vardır.

Öncelikle, Fahrelnissa Zeid, batı için gizemli olan coğrafyaların, Orta Doğu’nun gerçek Prensesi’dir. Kraliyet geleneğine saygıyı sürdüren Avrupa için, Kraliyet ailesinin bir ferdinin sanatçı kimliği taşıması saygı görür. Hem de bir kadın sanatçı olarak Paris Ekolü içinde var olması yazarlar için ilginçtir ve istenilen ayrıcalıkları tanımlamaya hazır zemini oluşturur.

Özellikle de Orta Doğu’nun mistik dünyasının içinden bir kadın ressamın, soyut resimler yapması, ister istemez, yazarlar için, sanatçının özgünlüğünü oluşturacak özel kaynakları tanımlamaktadır. Zeid’in, bir batı için gizem dolu olan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun saygın aile ortamında büyümesi, bu kültürün mistik değerleri içinde yetişmesi ilgi çekicidir.

Çağdaş öğrenim süreçlerinden geçerek yetişmesi, Fransızca öğrenim görmesi ve İngilizce bilmesi, batı kültürünü de yakından tanıması, Zeid’in Paris Ekolü’nün beklenilen kültür sentezi tanımına ne kadar da uygun olduğunu belirlemektedir. Osmanlı, Orta Doğu ve batılı kültürler, onun doğal yaşamının göstergeleridir. Kadim uygarlıkların topraklarında, sanatın antik çağlarına inen tarihi anıtları ve sanat eserlerinin arasında büyümüş ve bu altyapının geliştirdiği felsefesiyle batıda ve doğuda yaşamaktadır. Doğu Roma kültürü ve Osmanlı sanatının estetiği ve çağdaş batının sanat tarihi, onun sanatçı kimliğiyle iç içedir ve zaten sanatçı kimliğiyle örtüşmektedir. Resimlerini değerlendiren yazarlar için kaynaklar hazırdır.

Kaynakları doğrulayan sonuçlar Fahrelnissa’nın tuvallerinden sergilendikleri mekanlara kaleidoskopun ışıkları olarak yansımaktadır. Bu noktada asla göz ardı etmememiz gereken özellik, Zeid’in güçlü sanatçı kimliği olmalıdır. Onun soyut kompozisyonları tek tek incelenmeli, üzerlerinde uzun analizler yapılmalı ve sanatı hakkında döneminde yazılmış olan metinlerin satır aralarından edinilen yorumları bir yerde tutarak, yeni ve yepyeni bir bakış açısıyla analitik saptamalarla değerlendirilmelidir. 

Bu değerlendirmeleri yaparken, aklımızda onun hakkında yapılan sanat söyleşilerinde sık tekrarladığı sanatı hakkındaki hedeflerini belirleyen saptamaları belleğimizde saklı tutmalıyız.  Zeid’in kendisini Türk ressamı olarak tanımladığını, ancak gelenekler yerine çağdaş sanat sırlarını ve düşünce yapısı benimsediğini, sanatın tarihi içinde, kendisi için yaşadığı dönemin dünya sanatının gelişim çizgisi içinde olmayı hedeflediğini unutmamalıyız. Bu bağlamda, École de Paris’in çevresinde toplanan İngiliz, Amerikalı ve Fransız soyut sanatçıları arasında değerlendirilmelidir Zeid. Ancak diğer sanatçılar gibi onu da bir sanatçı olarak farklı kılan ayrıntıların yaşam felsefesinin derinliklerinde gizli olduğunu, ruhani inançlarının mücerretle açıklanan farklılıkları yarattığını ve resimlerinin derinliklerinde ortaya çıktığını vurgulamak yerinde olur.

1947 yılına tarihlenen, “Soyuta Karşı Mücadele” adlı resmi, sanatının gelişme çizgisinin belirleyici örneğidir. Bu resim Zeid’in resim yapma tekniğini ve trans gücünü belirlemekle kalmaz, aynı zamanda istem dışı gelişen resimsel alanlarda gerçekleştirdiği oto-didaktik yapılanmayı belirler. Tuvalin tam merkeziden başlayan ve farklı yönlere, farklı odaklardan, farklı hareketlerle dağılan geometri şaşırtıcıdır. Hatta dalgalanan, sistemsiz olarak sanısı yaratarak büyüyen ve küçülen alanlar içinde yapılan/dıtıl/an sert konturlar, sanatçının transa geçmiş anlık çalışmalarının gücünü ve iç sistemini yansıtır. Zeid’in soyut kompozisyonlarının tasarımında, önemli olan, renk ve çizgi akışının birbirinden bağımsız yapısının, aynı düzlemde kesişmesinin sağlanmasıdır.

Resim yaparken harcadığı sınırsız enerjinin, Zeid tarafından nasıl sınırlandırıldığını ve dizginlenerek düzenin içine alındığını, aniden salınımlar yaparak, bir anda çığırdan çıkan dinamiklere dönüştüğünü izlediğimiz soyut resimler çok özgün sanat yapıtlarıdır. Bu kompozisyonlar, Zeid’in doğal ve ayrıcalıklı sanatçı kimliğini vurgular.

Bu nedenledir ki, Fahrelnissa Zeid resimlerini didaktik sıralama ve sistematik plastik bilgi sınırları içinde disipline ederek anlatmak olumlu sonuçlar vermez. Minimal formlar ve tekrarlarından, optik yanılsamalardan bahsetmek, Bizans ve Roma sanatına, mozaiklere, vitraylara göndermeler yapmak alışılagelmiş yaklaşımlar olarak olasıdır, ancak kifayetsiz kalır.

Soyut kompozisyonları, doğaçlama olarak usunda tasarlamak ve bir mücadele alanı olarak belleğine yerleştirdiği tuvallerinde, yaşamının zengin kültürleriyle yoğurarak trans halinde spontane olarak örgütlemek, Zeid’in sanat anlayışını açıklayan çok farklı bir resim yapma tarzıdır. Sınırsız seçenekleri belirleyen hareket alanlarının dalgalarının akışına bırakılan eylemleri, bir sistem içinde kendiliğinden, bir anda olmuşçasına toplayarak kompozisyonlar kurarak resimlemek eylemi, sistematik, kurgusal anlatımların çok üstündedir. Çünkü Zeid, tüm kurguları reddeden, yaşamını anlamlandıran kültürünün katmanlarının sonsuzluk anlayışına açık yapısında soyut yorumlarını kendi iradesi ve belleği içinde yaratmaktadır.

Örneklersek, 1948 tarihli “Çadırlar”, Osmanlı otağlarının coğrafyalar üzerinde dolaşan ve hareket ederek farklı toprakları gezen serüveninin göstergesidir. Osmanlı tarihinin özetidir. “Lomond Gölü” kompozisyonu bu izleri sürdürürken, geometri ve mekan bağlamına özgün boyutlar kazandırır.

Bu bağlamda, Fahrelnissa Zeyd’in 1940 ve 1960 sonlarına kadar yaptığı soyut kompozisyonları, analitik olarak çözümlemek gerekir. Kurgulardan uzak, resminin bütün tasarımlarını belleğine yerleştirdiği zengin kültür dokusunun içinde tutan, özgür bir ruh olarak resim yapan bir ressam olduğunu düşünerek bakmalıyız Zeid resimlerine.

Bu bakış açısıyla yola çıktığımızda, “Cehennemim” adını neden resmine verdiğini çözümleyebiliriz. Kendi tanımıyla; bir ağacın bütün varlığıyla tuvali sarmalamasıyla başlar Zeid resim yapmaya. Dallar, kıvrılıp, bükülen yapılarıyla farklı geometrik akışlar içinde, farklı alanlar yaratarak sarar tuvalleri. Kimi zaman da sınırsızlığa uzanan kökler tuvallerin yüzeylerini geometrik alanlara böler. Aynı yaşadığı toprakların altında yarattığı, görülemeyen sınırsız geometrik alanlar gibi. 

Doğanın kendisiyle içselleşen bu eylem, onun resimlerinde uyguladığı öznel ve çok özgün tasarımların gizlerini belirler. “Übü Kuşu” resminde, çılgın bir çizgi dokusu, sayısız odak noktalarından başlayan ve farklı yönlere değişken hedefli yaylar yaparak, bağımsız, sistemsiz ve istemsiz salınımlanan evrenin devinimini resimler. Sarı, siyah ve çoğun da kırmızı, şeffaf, renk dokuları, galaksiler, yıldız akışları, makro ve mikro kozmos bileşkelerdir. İsterseniz vitraylar, kurşun konturlar ve mozaik panoların renk alanları diye kısaca tanımlayıp, çok dar alanlarında da kalabilirsiniz. Sonuç olarak bu renk alanları, Zeid’in yaşamını tanımladığı kaleidoskoplardır.

Zeid’in resimlerine,  yaşadığı coğrafyaların doğal ve kültürel özelliklerine derinleşerek bakarsak, doğunun egzotik iç mekanlarında, kafeslerin arkasındaki ince uzun geçitlerde, dışa kapalı, saklı gizli kalması gereken iç dünyası içinde çıkışlar arayan gelgitler buluruz. Çıkmak ve ışığa kavuşmak isteminin, bir anda geri dönüp güvenli sanılan sığınaklara geri dönen kültürel yapısallığını nasıl yansıttıklarını alımlarız. 

Bu bağlamda, Fahrelnissa Zeid’in yaşadığı mekanları da belgeleyen güncel fotoğraflarını tek tek incelediğimizde; duvarda resimler, odayı kapayan mobilyalar, perdeler, halılar, örtüler, giysiler, kendi makyajı, saç modelleri adeta soyut kompozisyonlarının yorumlarında kendi içselliğinin izlerini yansıtmaktadır. Kendisi tarafından özel olarak tasarlanan karmaşanın içinde, belirleyici ve toparlayıcı sanat seçkisinin izlerini bulmak olasıdır. Zeid soyut kompozisyonlarıyla, arabesk süslemeler içinde geçen hayatların batı dünyasıyla yüz yüze gelindiğinde modernleşme istemleriyle beslenen kesişmelerine nasıl dönüştürüldüğünü keşfettirir bizlere. Bu nedenlerledir ki batılı kritikler, Zeid resimlerini benzerliklerin sınırlarından kurtulup, doğunun gizemli dünyasına açılan soyut yorumlar olarak tanımlamaya yönelirler.   Bu nedenledir ki 1954 yılında, Londra Institute of Contemporary Art (ICA)’da açtığı sergisi, doğu ve batı normlarını sentezleyen bir sanatçı olduğunu belgeleyen yazılar, Zeid’in soyut kompozisyonlarını İslam kültürünün görüngüleri olarak işaretler.

Artık Avrupa Sanatı tarihi içinde Zeid, Ekol de Paris sanatçısı olarak yerini almış olur. Onun sanatı hakkında saptamalar ve tanımlamalar yapılmaktadır. Soyut kompozisyonları için adeta simgeleşen tanımlama, bir motif haline gelen güçlü siyah konturların oluşturduğu çizgilerdir. Bu doku, sınırları belirlenen küçük ve özel yaşam alanlarını belirleyen özgün kurgusuyla, 1960’lı yıllara kadar süregider. 

Zeid’in 1959 yılında sanat anlayışında gerçekleşen değişim çok çarpıcıdır. Neredeyse onu tanımlayan resimlerinin asal yapısını ve bütün ana hatlarını belirleyen değerler baştan aşağıya değişmiştir. Bir sihirli el tuvallerinin üzerinde dolaşıp o sert ve belirgin siyah Zeid konturlarını tamamen yok etmiş gibidir. Renkleri oluşturan boya dokusunu da zımparalayan bu el, yumuşak dokusal alanlarda, belirlenemeyen formlar yaratmaya başlamıştır. Derinlikler, Mübin Orhon’un ışık resimlerini çağrıştırır. Bu dönemde Zeid soyut resimlerinin mistik duyarlıkları yeni bir estetik bakışın onun resimlerine başat olduğunu vurgulamaktadır. Sürekliliği kaybolan ve dağalgan renk yüzeylerine gömülen siyah konturlar, kırık çizgisel formlar olarak, değişken algılar yaratmaktadır.  Görsel algıyı zorlayan ve farklı biçimlerin oluşumunu gerçekleştiren armoniler, ışık oyunlarıyla gerçekleşmektedir.

“Kabus”, “Işıldayan” ve “Ateş” adlarını taşıyan soyut kompozisyonlarının örnekleriyle özgün anlatımları belirlenen bu resimler bana, Zeid’in, Rilke ile kurduğu estetik bağları da kuvvetlendirdiğini anlatmaktadır. Saklıca, sırlayarak; Reiner Marie Rilke’nin, ‘Bizler görünmez olanın arılarıyız. Çılgın gibi topluyoruz görünür olanın balını, görünmez olanın büyük altın kovanında biriktirip saklamak için’ satılarına gönderme yapmaktadır adeta. Birçok şiirini, Zeid resimlerine bakarak okumak, aralarında gelişen düşünce bağını yansıtmaktadır. Bu bağlamda Zeid, bakmak ve görmek, görüngü ve imge tanımını vurgulayan Rilke satırlarının gizlendiği, ya da görselliğe kavuştuğu lirik soyut yorumlara yönelmiş olmalıdır.

The Reverse/Çift Yüzlü Fahrelnissa Zeid resminde bu iki ayrı dönemi belirlemek olasıdır. Birinci yüz, 1948 de başlayan geometri ve kaligrafinin başat olduğu 1950’li yılların estetik yorumunu kanıtlamaktadır. Arka yüz, lirik dönemin başladığını belirleyen simgesel anlatımların ruhunu yansıtır.

zeid12.jpg

Zeid soyut kompozisyonlarını tinsel yorumlarla zenginleştirir. Büyük boyutlu tuvallerde cennet ve cehennem yorumları resimler.1953 yılında “Salon des Réalités Nouvelles”de, “Vers un Ciel/Cennet Doğru” adı resmi sergilenir. Bu resim bir yıl sonra Zeid’in Londra’daki Institute of Contemporary Art’daki kişisel sergisinde gösterilir. Düşey boyut ile galeri mekanına sığdırılamayan resim açılır-kapanır rulo olarak sergilenir. Konseptli resimler dönemi başlar. Sanatçının soyut kompozisyonları felsefesinin, inancının ve hayatı algılayışının görüngüsü haline gelir. Bu bağlamda, kişiliğinin yansıması olarak“Cennete Doğru” adlı bu resmini, kişisel koleksiyonunda saklamaya özen gösterir. 1957 yılında, Philip Granville, Londra’daki Lord’s Galeri’nin açılış sergisi olarak Zeid’den tek bir resim istemesi, resmin yeniden sergilenmesine neden olur. Cesur, kompozisyonunun farklı geometrileri odaklayarak sergilendiği, armonileriyle tuval yüzeyinde müzikal devinimler yapan bu resim, “Cennete Doğru/Towards a Sky “ adıyla yeniden sergilenir. Özel bir koleksiyona satılır. Bir süre sonra da, Amerika’nın ünlü mobilya kuruluşu olan Steelcase, Inc Koleksiyonu’ndaki yerini alır. Zeid’in soyut kompozisyonları Paris Ekolü’nün en inanılmaz resimleri arasında, kültürel kesişmelerin en çılgın, en inanılmaz eserleri olarak yerini alır. Zeid’in eserleri, tam anlamıyla, cüretkar, nefes kesici yenilikçi bir sanatçının yeteneğinin sembolleridir.

Sembollerle zenginleşen yeteneğin tuvallere yansıyan değerleri arasında, sevgi güven ve bağlılık gibi pozitif olumlamalar kadar Fahrelnissa’nın yaşamında gerçekleşen ani dramların yer aldığı da yadsınamaz. Takvim 1958 yılını göstermektedir. Irak’ta aniden gelişen olaylarla 14 Temmuz Devrimi yaşanır. Prens Emir bin Zeid’in ailesi katliama uğrar ve Hashemite monarşisi sona erdirilir. Celal Bayar’ın davetlisi olarak Ankara’ya hareket etmesi planlanan Kral Faysal katledilir.  Emir Zeid’in tatil yapmak üzere Ishia Adası’nda bulunması kurtulmasına neden olurken Kralın ailesi, yakın çevresi ve başbakan da öldürülür. Bağdat’taki ayaklanma üzerine kurulan yeni hükümet Londra elçisi Zeid’in görevine son verir. Fahrelnissa ve prens Londra’daki büyükelçilik binasinı terk edip Holland Park’taki yeni evlerine taşınır. Fahrelnissa ve Prens Zeid ve Londra ve Paris arasında gidip gelerek yaşamlarını sürdürürler.  Zeid’lerin hayatları altüst olmuş ve şoka girmişlerdir.  Endişeler ve korkular bir sanatçı olan Fahrelnissa’nın ruhunu sarar. Söyleşilerinde bu korkunun yarattığı değişimi açıkça ifade eder. Güvende olmadığını hissettiği günler başlamıştır. Artık mutlu evliliğinin kendisine sağladığı ışıklar sararmıştır. Resimlerinde olduğu gibi ruhunda da çevresine renk renk ışık saçan kleideskoplar kaybolmuştur. İnancın mistik dünyasının gizemli atmosferi içinde kara çizgiler ve belirsiz imgeler yeni resimlerinin görüngüleridir artık. 

zeid13.jpg

1970 sonrasında, sevdiklerine sarılmak onların güvenini sağlamak istemi başlar hayatında. Oğlunun portresini çizer. Onu çizmek, çocuğunu korumak ve sevgi bağlarına sığınmak olur. Bu yıllardan sonra Fahrelnissa’nın sanatında portreler dönemi başlar. Endişelerini simgeleyen, deforme edilmiş ifade güçleriyle büyük gözlerin başat olduğu, fouve renklerle vurgulanan portreler yaşamının son yıllarında Mevlana resimleriyle birlikte yol alırlar. Eşinin ölümü, sığınma ve korunma istemini perçinler. Oğlunun görev yapmakta olduğu Ürdün’e giderek Amman’a yerleşir. 90 yaşında, 4 Eylül 1991 tarihinde ölümüne kadar, burada sanat hayatını, ders vererek, kültürel etkinliklerde yer alarak sürdürür.

Şimdi, Fahrelnissa Zeid’in yaşama veda edişinin ardından 26 yıl geçtikten sonra, Londra’da Tate Modern’in yeni binasının açılışının ikinci önemli etkinliği olarak, 13 Haziran – 8 Ocak 2017 tarihleri arasında retrospektif sergisinin düzenlenmesi ne kadar da anlamlı. Tate Modernin internet sitesinde sergi; “Uluslararası kadın sanatçı Fahrelnissa Zeid'in kaleidoskopik tablolarıyla büyülenmek” açıklamasıyla tanıtılmaktadır. Bence tam da Zeid’in kendi düşüncesini yansıtmakta olan ve istediği gibi bir tanımdır bu satırlar.

Yıllar boyunca, tutkuyla beslediği sanat anlayışını, sanat eserlerini yüceltebilmek için belirlemeye çalıştığı doğrularını ve hedefinin altını kalın bir çizgiyle çizerek sanat tarihine yeniden yazıyoruz Fahrelnissa Zeyd’i.

Hem Paris hem de İstanbul'da eğitim gören Fahrelnissa Zeid, 1940’ların başında Türk avangart gruplarının, 1950'lerde ise École de Paris’in önemli sanatçısıdır. Anıtsal boyutları ve sınırsızlıkları belirleyen dinamik tasarımlarıyla soyut kompozisyonları, doğunun varsıl kültür dokusunu izlerini batı sanatının normlarıyla birleştirerek eşsiz sanat eserlerine dönüştürür. Sonsuzluğun mistik dünyasının görüngüleri olankleideskopik soyutları, onu dünya sanatı tarihinde 1950’lerin École de Paris’in içinde önemli bir yer kazanmasını sağlar.

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki iki yıl boyunca Fahrelnissa Zeid ve sanatının tanıtımları sürecek. Tate Modern tarafından düzenlenen retrospektif sergi, daha sonra Berlin’de ardından da Beyrut’ta açılacak. 19.10.2017 tarihinde Berlin’de Deutsche Bank KunstHalle’de açılacak olan Fahrelnissa Zeid sergisi 25-3.2018 tarihine kadar sürecek. Beyrut’da Sursock Müzesi’nde 27.04. 2018 tarihinde açılacak olan Zeid Retrospektifi 1.10.2018 tarihinde sona erecektir.

Bu arada, İstanbul Modern’in duyurusuna uyarlı olarak; Fahrelnissa Zeid’in önemli soyut kompozisyonu olan ve sanatçının ailesi tarafından İstanbul Modern’in açılış hazırlıkları aşamasında müzeye bağışlanan "Cehennemim" adlı eseri, 14. Ekim. 2016 tarihinde Münih Haus der Kunst'ta açılan Okwui Envezor'un gerçekleştirdiği “Savaş Sonrası: Pasifik ve Atlantik Arasında Sanat, 1945-1965” sergisinden Londra Tate’in retrospektif sergisine giderken yerine, Zeid’in “Cehennemim” ile aynı dönemde ürettiği “Soyut (Geçicilik…Su…Güneş)” adlı resmi, izleyicilerle buluşacaktır. Ayrıca, 7 Mart - 18 Haziran 2017 tarihleri arasında, Torino'daki GAM Torino ve Castello di Rivoli Müzesi’nde düzenlenecek olan “Colori” – “Renk” adlı sergide de Fahrelnissa Zeid’in İstanbul Modern Koleksiyonu’ndan seçilen dört soyut kompozisyonu yer alacaktır.

Tate Modern’in yakın bir dönemde açılışı yapılan yeni binasındaki ikinci sergi olarak planlanan ve 6 Haziran – 15 Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Fahrelnissa Zeid Retrospektif Sergisi için, başta İstanbul Modern Koleksiyonu’ndan olmak üzere, ülkemizden birkaç önemli özel koleksiyondan resim seçilmiş olması gerçekten de gurur vericidir.

Fahrelnissa Zeid Tate Modern Retrospektif Sergisi, sanatçımızın yaşamını, sanatını ve sanat tarihi içindeki terinin yeniden gündeme gelmesini sağlayacak uzun soluklu bir etkinlik zinciri olması bakımından çok önemlidir.  Bu etkinlikler zinciri, Fahrelnissa Zeid’in resimlerinin ve sanatının dünya sanatı içinde yerini vurgulayacaktır.

 

 

 

Görseller: Erol Kerim Aksoy, Kültür Eğitim, Spor Sağlık Vakfı kitabından alınmıştır.