Contact Us

Use the form on the right to contact us.

You can edit the text in this area, and change where the contact form on the right submits to, by entering edit mode using the modes on the bottom right. 

           

123 Street Avenue, City Town, 99999

(123) 555-6789

email@address.com

 

You can set your address, phone number, email and site description in the settings tab.
Link to read me page with more information.

Kültür ve Sanat Dünyamızda: Baba-Oğul Ali Turan- Selim Turan

Selim Turan ve Taha Toros - Paris 1960

Selim Turan ve Taha Toros - Paris 1960

Yakın tarihimizde Azerbeycan kökenli üç ünlü Türk, Yusuf Akçara, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyin Zade Dr. Ali Turan, siyaset ve kültür dünyamızın önde gelen simalarındandır. Bunlardan, Ali Turan, eski kaynaklarda "Hüseyin Zade" olarak tanınır. 1864 yılında Azerbeycan'nın Salyan şehrinde doğan, Ali Turan Kafkasya Şeyhulislamın neslinden gelmektedir. İlkokulu Tiflis'deki müslüman okulunda, orta okulu aynı şehirdeki Jimnaz'da okuduktan sonra yüksek öğretimini, Petresburg Üniversitesi'nde tamamladı. 1889 yılında İstanbul'a gelerek, Askeri Tıbbiye'ye girdi. 1895 yılında Dr. Yüzbaşı olarak buradan diploma aldı. Osmanlı-Yunan savaşına katıldı. Daha sonra istibdat döneminin baskısına dayanamayarak Kafkasya'ya kaçan Ali Turan'nın en önemli arzusu, Azerbeycan'da Türk kültürünü geliştirmek ve bu alanda hizmet vermekti. İdealini gerçekleştirmek için bir çok etkinlikte bulundu. İlk olarak, Rusça yayınlanan "Kospi" adlı gazetenin başyazarlığını yaptı. Daha sonra Bakü'deki Saadet Okulunun Müdürlüğü'nü üstlendi. Bu uğraşlarını yeterli bulmayarak, Kafkas Türkleri'nden üst düzey kişilerle anlaşarak, 1905 yılı başlarında Bakü'de "Hayat" adında günlük bir siyasi gazete çıkardı. Ali Turan, iki yıl kadar bu gazetenin Başyazarlığını ve müdürlüğünü yaptı. O yıllarda, fikir ve görüşlerini paylaştığı Ağaoğlu Ahmet'de "Güneş" adında günlük, siyasi bir gazete yayınlıyordu. Bu arada Ali Turan, çok büyük ses getiren "Füyuzat" adında, haftalık bir siyasi dergi çıkarmaya başladı. Dergi, tarih, etnoğrafya ve edebiyat konularına ağırlık veriyordu. Dergi, otuz iki sayı yayınlandıktan sonra kapandı.

Ali Turan, gerek "Hayat" gazetesinin Başyazarlığında, gerekse "Füyuzat" dergisindeki yazılarında dil konusuna, Türkçülüğe ve yeni bir edebiyat akımına destek veriyordu. Azerbeycan'da, İstanbul lehçesinin hakim olmasını savunuyordu. Bu ideal Ali Turan'nın o yıllardaki gayretlerini, hemşehrisi, Türk bilgini ve siyaset adamı Yusuf Akçora, özetle şöyle anlatıyor: "... Kokusu taptaze olan, bir Avrupa rüzgarı gibi esen, bir kuzey ışığı gibi parıldayan kişiliği vardı..."

Soyut , tuval üzerine akrilik 120 x 275 cm

Soyut , tuval üzerine akrilik
120 x 275 cm

1908 yılında Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a gelerek, tıp fakültesinde profesör ünvanıyla dersler verdi. 1931 yılında da buradan emekliye ayrıldı. Gerek öğrenciliği, gerek hocalığı sırasında Tıbbiye'de Batı düşüncesinin, Batı kültürünün yerleşmesi için çalışmalarına devam etti. Bu konuda tanınmış kalem ve fikir adamlarımızdan Dr. Abdullah Cevdet, Ali Turan için şunları söyler: 

"...Ali Bey, sakin, ama olgun düşünceleriyle, tevazu ve inziva içerisindeki yaşamıyla üzerimizde adeta bir peygamber etkisi yaratırdı. O, Hak'ın temsilcisiydi..."

Portre , tuval üzerine yağlıboya 33 x 26 cm

Portre , tuval üzerine yağlıboya
33 x 26 cm

eşrutiyet yıllarında, Ali Turan'ın kültürel çalışmaları yanında siyasi faaliyetleri de oldu. İttihat ve Terakki Partisi'nin merkez yöneticiliği ve Türk Ocakları çalışmalarında etkili görevler üstlendi. I . Dünya Savaşı'nda siyasi amaçla kurulan Turan Heyeti'nin temsilcisi olarak Avrupa devletlerinin başşehirlerini dolaştı. Türkçülük yandaşı olan Ali Turan, Panislavizm akımına da sıcak bakmaktaydı. Dünya görüşünü de benimseyen bir insandı. Bir şiirinde: 

"Mümkün mü ayırsın bizi, İncil ile Kur'an" demektedir. 

Ünlü kültür adamımız İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Ali Turan'ın bilgi alanını şöyle özetlemektedir: 

"....girmediği, karışmadığı fikir işi, yapmadığı hürriyet kavgası kalmamıştır. Rönesansın büyük düşünürleri gibi o da her düşünceyi anlayan, orkestral bir ruhtur. Doktor, ihtilalci, ressam, gazeteci, edip, dilci, yazar, Türkçü, cildiyeci, cerrah, gazete müdürü, Profesör, şair, rizaziyeci, mütercim, her şey, her şey...Bu çokluk onun şahsiyetini huylandıracak yerde büsbütün belirtir. Çünkü, Doktor Ali Turan bunların her biri olmakla beraber aslında bir tek kişidir. O, hümanist'in kendisidir."

Prof. Dr. Ali Turan yedi dil bilen, bir filagog, etnograf, şair ve hünerli bir ressamdı. Dr. Hüsnü Zade Ali Turan hakkında gerek Türkiye'de, gerek Azerbeycan'da bir çok önemli yazılar yayınladı. Bunlardan ilginç olanı, Atatürk Kültür Merkezi yayınlarında Ali Haydar Bayat'ın ve yine aynı profesör tarafından "Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı"nca, "Azerbeycan'nın Yiğit Evladı" başlığıyla Türkiye'de yayınladı. Hüseyin Zade Dr. Ali Turan Ailesi'nin iki kızı bir oğlu oldu. Kızları Saide, Feyzaver ve oğlu ünlü ressamımız Selim'dir. Selim Turan, 1915 yılında İstanbul'da doğdu. Yukarıda belirttiğimiz gibi iki kız ve bir oğlan ile üç kardeş olan aile, babalarının derin bilgisi sayesinde, sağlam bir kültür alarak yetiştiler. Selim, öğrenimine Galatasaray Lisesi'nde devam etti. Çocukluk yıllarından itibaren ruh güzelliği ve kibarlığıyla örnek bir kişi olarak tanındı. Hafızasında yaşayan doğduğu büyük konak, zengin anılarının temel taşını oluşturdu. Bir sanatkar olarak doğan Selim, Galatasaray Lisesi'nden sonra 1935 yılında girdiği, Güzel Sanatlar Akademisinde de yine kendisi gibi nazik ve huy güzelliği olan Prof. Feyhaman Duran ile çalıştı. Fransa'dan gelen Profesör Levy'le tanışarak fırçasının tılsımını keşfetti. Daha sonra Profesör Levy ile çalışmalarına Paris'te devam etti. 1937 yılında ilk Avrupa gezisinde İtalya, Almanya, Fransa, ve İngiltere müzelerinde incelemelerde bulundu. Selim'in mesleğindeki ilk başarısı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin desteğiyle yürütülen bir programla başladı.

Ressamlarımızı atölyelerinden çıkartıp, Anadolu'yla kucaklaşmalarını sağlamak amacıyla düzenlenen program, sanatkarlarımızın, tuval ve fırçalarıyla Anadolu'nun çeşitli illerinde gezmelerini ve gördükleri manzaraları tuvallerine aktarmalarını sağladı. Daha sonra yaptıkları tablolar jüri tarafından değerlendirildi. Selim Turan'nın Muğla İli'nden yaptığı manzara birinciliği kazandı. Selim'in bu eseri Çankaya Köşkü'ne armağan edildi. 

Selim Turan, böylece şöhretin ilk basamağına adımını atmış oldu. Sanatında sınır tanımayan Selim Turan mesleğinde ilerleme ve gelişmeyi arzuladığından, dünyanın sanat merkezi olan Paris'e gitme hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Bu hayali gerçekleşerek Fransa'ya gönderildi. Paris'e gittiği ilk gün Fikret Mualla'yı buldu. Onu perişan bir halde evinde görmek Selim'i çok duygulandırdı, o geceyi hiç unutmadı.

Türkmenler , kağıt üzerine guaş 50 x 64 cm

Türkmenler , kağıt üzerine guaş
50 x 64 cm

Bir rastlantıdır ki, yıllar sonra Selim Turan, Fikret Mualla'nın oturduğu bu binanın zemin katını satın alarak boyaların koktuğu, fırçaların konuştuğu bu çıkmaz sokakta hayata gözlerini kapayana kadar yaşadı. Paris'te yaşadığı süre içerisinde büyük bir sessizlik ve tevazuyla, kültürüne kültür katan babası gibi Selim'de bu şehrin sanat havasını doya doya ciğerlerine çekti. Bilgisini artırdı, fırçasını güçlendirdi. Paris'teki sanat çevresine pırıl pırıl bir Türk imajı verdi. Çok dost kazandı. Selim Turan, Güzel Sanatların tezhip ve minyatür dallarında da başarılı çalışmalar yaptı. UNESCO'nun Paris'teki müzelerinde düzenlendiği sergilere katıldı. 1953-55 yılları arasında "Akademic Ranson"da, 1963 yılında "École d'art de Fontainebleau"da, 1976 yılında "Akademic Goezt" de dersler verdi. Derin bilgisi kadar, sakin ve terbiyeli haliyle de sempati kazandı. Ne var ki, sanatkarların mutluluğu yanında acıları da oluyor. Selim de ıstıraplı günler, aylar hatta yıllar yaşadı. Senelerce Konsolosluğa uğramadığı ve askerlik görevini yapmadığı gerekçesiyle, bazı arkadaşlarıyla birlikte Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Kararın kaldırılması için yıllarca uğraş verdi. Çok geç de olsa, başarılı oldu ve yıllarca hasret kaldığı vatanına kavuştu. Selim Turan, yarım yüzyıla yaklaşan Paris yaşamında, Picasso başta olmak üzere, çok sayıda ünlü sanatkarla tanıştı. Onlarla kültür alışverişinde bulundu. Paris'te en çok eserleri sergilenen ressamlar arasında yerini aldı. Selim Turan'ın bir başka sanat alanındaki çalışması heykel dalındaydı. Bunu hobi olarak değil, bu sanatın inceliğine vakıf ve yetenekli bir usta olarak yapıyordu. Kimseyle ihtilafa düşmeyen, dost canlısı bu insan, bilgisiyle, sohbetiyle çevresini büyüleyen, başarılı bir sanatçı olmasının yanı sıra yetenekli bir sanat yazarıydı da. Son yıllarını zaman zaman Paris ama çoğunlukla da İstanbul'da geçiriyordu. Paris'te, sanat için kalır, İstanbul'a hasret için gelirdi. Paris'te, Monparnas'daki kendi fırçasıyla süslediği evi, İstanbul'dan gelen sanatseverlerin uğrağı olurdu. 

12 Ekim 1994 günü kedisini ziyaret eden ve yaşamını Paris'te sürdüren ressam ve Arkeolog Ruhiye Dinçi ve Paris'te bulunan kadın doktorumuz Işık Ülker ile uzun uzun sohbet etti ve hatıra fotoğrafları çektirdi. Bu ziyaretten altı saat sonra Selim Turan gözlerini kapadı. Cenazesi, Kültür Bakanlığı'nın takdiriyle yurda getirildi ve devlet töreniyle son yolculuğuna uğurlandı. Ölümü üzerine, Bakü'de Rusça yayınlanan bir gazete de geniş yer aldı. Resim dünyasının son çağ ustalarından olan bir altın fırça, renkli anılar bırakarak aramızdan ayrıldı. Daha sonra Kültür Bakanlığı'nın takdiriyle Selim'in kıymetli eserleri o da bir sanatkar olan eşi Şahika tarafından Atatürk Kültür Merkezi'nde sergilenerek büyük ilgi topladı.